“
Kars, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer
alır. Kuzeyinde; Ardahan, doğusunda; Ermenistan'la, güneyinde; Iğdır ve Ağrı
ile, batısında ise Erzurum'la çevrilidir.
Kars Doğu Anadolu da ülkemizin en
doğusundaki ve aynı zamanda karasal iklim dolayısıyla da en soğuk illerinden
birisidir. Ancak mekanın bu olumsuzluğu ilin sanayii gelişmesinde nispeten
olumsuz olmuş olsa da il turizm potansiyeli açısından bölgenin başlıca illerinden
birisidir.
Doğu Anadolu bölgesinin en büyük ve geniş ovasına sahip olan Kars,
Türkiye’nin Kafkaslara ve Orta Asya’ya açılan kapısı konumundadır. Tarihsel
süreç içerisinde, eski ticaret yollarının kavşak noktası üzerinde yer alması
dolayısıyla her dönem önemini korumuştur.
İlk yerleşimin M.Ö. 13000 yıllarına kadar uzandığı bölgede Kalkolitik, Eski Tunç
Çağı,Erken Demir Çağ kültürleri ile Urartu,
İskit, Kimmer, Pers, Roma, Arsaklı, Sasani, Emevi,Abbasi, Bizans, Bagratlı,
Selçuklu, Saltuklu, Moğol, Gürcü, Karakoyunlu, Akkoyunlu,Osmanlı, Rus, Türkiye
devletlerinin siyasi hakimiyetleri görülmektedir.
Bu kadar kavmin geçtiği
bugünkü Kars topraklarında başta Yerli, Kürt, Terekeme (Karakalpak) ve Azeri
olmak üzere az sayıda Malakan ve Dukhobor gibi topluluklar da
yaşamaktadır.
Bölgenin ilk adı Asur kaynaklarında (M.Ö. 12. yy) Daiaeni, Urartu
kaynaklarında ise (M.Ö. 9. yy) Diauehi olarak geçmektedir. Strabon’un
Geographiga kitabında Corzene olarak tanımlanan tarihi yerleşimin ismi, M.S. 2.
yüzyılda Ptolemaios’un ‘Coğrafya Kılavuzu’ kitabında Cha(o)rsa
olarak geçer. Gürcü kaynaklarında ise Kari (kapı-geçit)
anlamında kullanılmıştır.
11. yüzyılda Kaşgarlı
Mahmut eserlerinde, Kars adının ‘deve ve koyun yününden yapılan elbise’,
Karsak isminin ise ‘derisinden kürk yapılan bozkır tilkisi’
anlamına geldiğinden söz eder. Kentin ismiyle ilgili bir diğer teori ise, M.Ö. 130-127 yıllarında Kafkaslardan gelerek Kars
çevresine yerleşen ve bir Türk boyu olan Karsak’lardan
geldiği yönündedir. Ortalama yüksekliği 1768 metreyi bulan coğrafya yapısıyla
Kars’ın büyük bir bölümü yaylalardan oluşur.
En önemli dağları Allahuekber, Kısır,
Akbaba, Aşağıdağ ve Aladağolarak sıralayabiliriz. Doğu Anadolu’nun en geniş
platosuna sahip olan Kars ilinde irili ufaklı birçok göl bulunur. En büyüğü Çıldır olan bu mavi göller Aygır, Karzak Çenklice, Erhan, Turna,
Çenekci, Kuyucuk, Çalı, Deniz ve Lavaşin’dir.
Aras, Arpaçay, Kura
ve Kars çayı, il sınırları
içerisindeki kayda değer akarsuların başında gelir.
Ormanların
çok yer tutmadığı şehrin doğal bitki örtüsü bozkırdır. Ormanların büyük bir
bölümü Sarıkamış ilçesine yayılan sarıçam
(Pinus
sylvestris)
ağaçlarından oluşur. Kars coğrafyası önemli ekolojik sistemlerden sayılan plato
ve dağ çayırlarına ev sahipliği yapmaktadır. Bu alanlarda sayısı 1250’ye yakın
tohumlu bitki doğal olarak yetişir. Bu bitkilerden yüz tanesi dünyada başka
hiçbir yerde yetişmeyen nadir bitki türleridir. ‘Kars’ adını taşıyan birçok
bitki çeşidinden söz edebiliriz. Lathyrus karsianus, Festuka
karsiana, Allium karsianum, Caucalis karsianum ve Nonea karsensis bunlardan
birkaçıdır.
Bir şehri keşfetmenin en güzel ve doğru yöntemi sokak sokak
gezmektir. Ancak yürüyerek o şehir hakkındaki merakınızı giderebilir ve
ayrıntıları gözlemleyerek bir iç zenginliğine ulaşabilirsiniz. İşte sizin için
hazırladığımız tarihi kent merkezini içeren keşif turu güzergahları:
KARS KENT TURU
Uzun Kent Turu
Kaleiçi mahallesindeki Eski Osmanlı yerleşmesinden sonra Rus
hakimiyeti döneminde Ortakapı, Cumhuriyet ve Yusufpaşa mahallelerine taşınan
Kars yerleşimi, birbirini dik kesen sokaklardan oluşan ızgara planına sahip.
Uzun kent turu, eski yerleşim alanı içerisindeki hemen tüm tarihi mekanları
ziyaret ediyor.
Gezimiz kentin kuzeydoğusuna konumlanan müzeden başlıyor. Paleolitik,
Eski Tunç, Urartu, Roma, Bizans,Hıristiyanlık, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine
ait eserlerin sergilendiği Arkeoloji
Müzesi’nde ayrıca etnografya salonu
bulunuyor. Kars’ta yaşamış köklü uygarlıkların miras bıraktıkları tarihi ve
kültürel değerleri incelerken, geçmişten günümüze derin bir yolculuğa
çıkıyorsunuz. Müze gezisi sonrası Cumhuriyet Caddesi boyunca yürümeye
başlıyoruz. Solda rastladığımız ilk tarihi bina, günümüzde Kars Kent Konseyi’nin kullandığı yapı.
19. yüzyılda Baltık mimari tarzıyla demiryolları
hizmet binası olarak inşa edilen bu özgün yapı, Cumhuriyetin ilanından sonra
Kars Gümrük Binası olarak hizmet vermiş,Sağımızda askeri
bölge içinde kalan eski Rus taş binaları göze çarpıyor. Sağlamlığı ve estetik
görüntüsüyle ilgi çeken bu yapılar yıllara meydan okuyorlar. Biraz ileride bu
kez Aynalı Köşk,
diğer adıyla Yazıcıların Evi ile karşılaşıyoruz.
Nobel ödülü sahibi ünlü edebiyatçımız Orhan Pamuk’un ‘Kar’ kitabında Maruf
Bey’inevi olarak geçen bina, 19. yüzyıl Baltık mimarisine uygun bir formda inşa
edilmiş. Tek katlı ve dikdörtgen planlı olarak tasarımlanan Aynalı Köşk’ün
kuzeye bakan dış cephesinde, 1893 yılına tarihlenen bir yapım kitabesi yer
almakta. Şehir stadyumuna geldiğimizde köşedeki Fethiye Camii’nden
sağdaki Ordu Caddesi’ne doğru dönüyoruz. 19. yüzyıl sonlarına doğru Ruslar
tarafından kilise olarak inşa edilen yapının göz kamaştırıcı bir güzelliği var.
Bir dönemin Aleksandr Nevski-Rus Askeri
Kilisesi, 1985 yılında iki minare eklentisiyle günümüzde cami olarak hizmet
vermekte. Fethiye Camii’nin biraz ilerisinde yer alan Cumhuriyet Meydanı
heybetli bir Atatürk heykeliyle süslenmiş. Bu etkileyici tabloyu sağ köşede yer
alan İl Genel Meclisi Binası tamamlıyor.
Rotamızın 3. kilometresindeki bu muazzam yapı, bazalt taşlardan oluşan dış
cephesiyle gezimize ayrı bir estetik katıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında
Ziraat Bankası’na hizmet eden bina, 1984 yılındaki restorasyonun ardından bir
dönem Anadolu Lisesi olarak kullanılmış. Turumuz, bir sonraki kavşak noktasında
Ordu Caddesi’nden bir süreliğine ayrılarak
sola yöneliyor. Şehit Yusuf Bey Caddesi’ne girmeden önce, solda kaldırım
boyunca uzanan Aşıklar Otağı ve Kars Barosu
binalarını mutlaka fotoğrafIamalısınız. Girdiğiniz caddedeki ilk tarihi mekan
sağdaki Eski Kars Evleri Kafe. Ardından sol tarafta Öğretmenevi ve Kars Kültür Evi’ni görebilirsiniz. Bir zamanlar
kadın hapishanesi olarak kullanılan Kültür Evi’nin yanında bulunan İl Kültür ve
Turizm Müdürlüğü Danışma Bürosu’ndan bilgi ve tanıtım broşürlerini temin etmek
mümkün. Az ileride Valilik Binası’nın önünden bu kez sağdaki sokağa girerek,
Faik Bey Caddesi’ne doğru yöneliyoruz. Caddenin sağ çaprazında Emniyet
Müdürlüğü, hemenkarşımızda ise Çevre ve Orman İl Müdürlüğü binası yükseliyor.
Caddeden sola dönerek rotamızı izlemeye devam ediyoruz.
Solumuzdaki Dere Tabya ve Meçhul Asker Anıtı’nın hemen karşısına konumlanan ve
kentin en önemli yeşil alanlarından bir olan Mesut Yılmaz Parkı ilk
mola yerimiz. Kıvrımlar yaparak sakince akan Kars Çayı’nın kenarındaki parkın
karşı yakasında Haydar Aliyev Anıtı
yükseliyor.
Parkın sonunda başlayan Şehit Hulusi Aytekin Caddesi, bir sonraki
güzergahımız. Bu caddenin en önemli tarihi mekanı, 1894 yılında Cheltikov
ailesi için yapılan Hekimevi Binası. Rus mimarisinin özgün örneklerinden birini oluşturan yapıyı
geçip, bu kez ters yönden tekrar Ordu Caddesi’nde yürümeye başlıyoruz. Her iki
tarafında yer alan eski ve tarihi yapılarla bir açık hava müzesini anımsatan
cadde boyunca fotoğraf makinenizi elinizdenbırakamayacaksınız.
Hafif bir rampaya dönüşen rotanın ilk mekanı,
sağda yer alan İl Sağlık Müdürlüğü binası. 1907 yılında Baltık mimari tarzında inşa edilen bu üç
katlı yapının doğuya bakan giriş cephesinde yalancı sütunlar ve kartuş
süslemeleri dikkat çekiyor. Yapı, Cumhuriyet sonrası bir süre hastane olarak da
hizmet vermiş. Hemen yanında Azerbaycan Konsolosluğu, karşı kaldırımda ise 1897
yılında inşa edilen ve bir dönem Adliye binası olarak kullanılan Defterdarlık
Misa irhanesi yer alıyor.
Bu noktada genişleyen Ordu Caddesi’nin ortasında Atatürk
Parkı ve heykeli bulunuyor. Parkın sol tarafında Sanayi ve Ticaret Odası sağ tarafında ise Eski Vali Konağı (Stavuşki Konağı) karşılıklı olarak yükseliyor. 1883 yılında Ruslar tarafından
yapılan ve şehir turumuzun 5. Kilometresinde yer alan konak, tek katlı olup ‘U’
biçiminde tasarlanmış. Doğu yönündeki giriş cephe duvarlarında yalancı sütunlar
ve rölye lerin yer aldığı bu binanın en önemli özelliği, 13 Ekim 1921 tarihinde
Kars Anlaşması’nın imzalandığı mekan olması.
Cumhuriyetin ilanından sonra Vali
Konağı olarak kullanılan bina, 2005 yılında başlanan yenileme çalışmaları
sonucu 2010 yılında ‘Taşınmaz Kültür Varlığı’ olarak tescil edilmiş durumda.
Konağın karşısındaki Sanayi Ticaret Odasıbinası ise, kente 19. yüzyıl
sonlarında kazandırılan yapılardan bir diğeri. Düzgün kesme bazalt ve tüf
taşındankışlık konak olarak planlanan yapı, Cumhuriyet döneminde de
kullanılmış. Dış cepheleri bordür süslemeleriyle donanan bu tarihi eser, 6 Ekim
1924 tarihinde Atatürk tarafından ziyaret edilmiş.
Bir sonraki anıtsal eser,
zamanının mimari tarzına uygun olarak yapılan Defterdarlık Binası. Üç
katlı ve ‘L’planında tasarımlanan eserin dış cephe duvarlarındaki yalancı
süslemeler dikkat çekici. Yapı, Cumhuriyetin ilanından sonra 1980 yılına kadar
Kars Valilik Binası olarak kullanılmış. Karşısında ise bir dönem Kız Öğretmen
Okulu olarak kullanılan şimdinin Gazi Kars Anadolu Lisesi yer
alıyor. Ardından İl Gençlik Spor Müdürlüğü binasını geçerek yenidenFaik Bey
Caddesi’ne kavuşuyoruz. Hemen sola dönüp, kavşak noktasında eniden sola
yönelerek Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi’nde ilerlemeye başlıyoruz.
İlk
durağımız, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı mimari tarzında inşa edilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Doğu Cephesi Komutanı Ahmet
Muhtar Paşa tarafından karargah olarak kullanılan bu tarihi eserin ahşap balkon
süslemeleri, dönemin ustalık şaheseri olarak nitelendiriliyor. Yapı, günümüzde
sergi salonu olarak hizmetvermekte. Konağın karşısında Cenubi Garbi Kafkas
Hükümeti’nin başkanlığını yapan Cihangirzadeİbrahim Bey’in
eski evi yer alıyor. Yaşar Çelebi Evi olarak da anılan konak, bir dönem Kars
Radyoevi olarak kullanılmış. Daha sonra sırasıyla Fevzi Paşa İlköğretim Okulu, Kars Tarih Turizm ve
Kültür Derneği, Halkevi ve Saat Kulesi yapılarını
geçerek yokuşun başına geliyoruz.
Sağımızda, bir zamanlar Rus
Ortodoks Kilisesi’nin yükseldiği yerde Merkez Camii yer alıyor.
Yokuş aşağı Kars Çayı’na doğru yürümeye devam ediyoruz.
Eski Rus Konsolosluğu, (Haşim Arıkan Konağı) Resul Yıldız’ın evi, Kafkas
Üniversitesi Devlet Konservatuarı binalarını geçerek Kar’s Butik
Otel’in önüne geliyoruz. Kesme bazalt taşlardan ‘L’
biçiminde planlanan iki katlı bubinanın dış cephelerindeki bordür süslemeleri
dikkat çekici. Yapı 2001 yılında geçirdiği restorasyonun ardından otel olarak
hizmet veriyor. Bir sonraki tarihi mekan, 19. Yüzyıl sonlarına tarihlenen ve
Baltık mimarisi izleri taşıyan İsmet Paşa İlköğretim Okulu. ‘U’
planlı ve iki kat olarak inşa edilen taş bina, yapıldığı
dönemde Deftedarlık Binası askeri kışla olarak
düşünülmüş. 1923 yılından beri ise okul olarak hizmet vermekte. Bu yapıyı
geçtikten sonra görselliğiyle öne çıkan tarihi eserler ard arda sıralanmaya
devam ediyor.
Bu caddenin son mekanı, ‘Kar’ romanında yer alan Tuncer G’nin (Güvensoy) Evi. 1890 yılında yapılan sarı renkli konut,süslemeleri ve
kapısındaki oymalarla nefis bir görüntü sergiliyor. Eskinin Borsa binası, şimdi
şahıs mülkiyetinde yenilenerek Kars’ın tarihsel dokusundaki yerini koruyor.
Karşıda Osmanlı dönemi yapısı Yusufpaşa Camisi yer almaktadır. Yeniden Şehit
Hulusi Aytekin Caddesi’ne vardığımızda, Kars Çayı üzerindeki Demirköprü karşılıyor
bizi. Sağa dönerek tarih ve kültür içerikli gezimize devam ediyoruz. Tek katlı,
renkli boyanmış eski evler ve Kars Çayı kenarındaki İstihkam Çay Bahçesi’nin
ardından, Tahta Köprü’nün üzerinden karşı kıyıya geçiyoruz. Yorulduysanız bu noktada
bir çay molası verebilirsiniz. Solumuzda 1742 yılında inşa edilen Topçuoğlu Hamamı yer alıyor. Gövdesinde düzgün kesme taşların kullanıldığı yapı
doğu batı ekseninde uzanıyor. Osmanlı dönemine tarihlenen yüzlerce kemer
köprüden biri olan Taşköprü, Mazlumağa Hamamı ile Namık Kemal Evi arasında yer alıyor. 1579 yılında Sultan 3. Murat’ın emriyle Lala
Mustafa Paşa tarafından yaptırılan üç kemerli köprü,
1715 yılındaki sel taşkını sonrası yeniden inşa edilmiş. 54 metre
uzunluğunda,8 metre genişliğindeki köprünün yanı başında, dev kubbesiyle Kars
sınırları içerisindeki hamamların en büyüğü sıfatını taşıyan Mazlumağa Hamamı yükselir. Ortasında
büyük bir havuz bulunan hamam, 1829 yılında ünlü Rus yazarı Puşkin’in
ziyaretinin ardından, Rus hakimiyeti döneminde sergi salonlarına ev sahipliği
yapmış. Bir sonraki tarihi eser,günümüzde Toplum Merkezi olarak kullanılan ünlü
şair Namık Kemal’in evi. Şairin
dedesi Abdullatif Paşa 1853-54 yıllarında Kars’ta Mutasarrıf olarak görev
yaparken burada ikamet etmiş. Karşı kıyıda ise yine bir Osmanlı eseri olan Muradiye (İlbeyoğlu) Hamamı yer alır.
1774 yılına tarihlenen eser, Balkonlu Ha-mam
olarak da anılır. Yanında ise zamanın acımasızlığına hala inatla direnen Ahmet Tev ik Paşa Konağı bulunur. 1764 yılında Kars eşrafından Hacı Eyüp Bey tarafından
inşa ettirilen konak, şehrin zarif yapılarından birisidir. Kars Çayı’nı
sağımıza alarak ilerliyoruz. Sağ yamaçtaki tepede Ermeni Katolik Kilisesi’nin
kalıntıları yer alıyor. Az sonra Baltık mimarisinin etkisiyle yapılmış 19.
yüzyıl eserlerinden Paşa Konağı’nın önündeyiz. Bir zamanlar devlet erkanını
ağırlayan görkemli konut, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü olarak
hizmete devam ediyor.Giderek sarplaşan ve daralan vadinin sağ yamacında Kars Kalesi ve tabyalar, sol ise harap
olmuş tarihi binalar sıralanıyor. Kentsel dönüşüm planıyla yenilenecek olan Dereiçi Vadisi, özellikle bahar
aylarında yemyeşil bir çehreye bürünüyor. Kars Çayı’nın yarenliğinde şehir
merkezinin gürültüsünden uzaklaşıp, 1855 yılında yapılan İkinci Taşköprü’ye
ulaşıyoruz. Arap ve İngiliz tabyaları arasındaki köprünün biraz ilerisinde aynı
zamanda mesire alanı olan Kent Ormanı yer alıyor.
Rotamız Taşköprü’den geçerek Kale’ye yöneliyor.
Yaklaşık 1 kilometrelik hafif bir rampanın solunda düşmana karşı koymak için
Osmanlı döneminde yapılan tabyalar yer alıyor. Yolun keskin bir viraj yaptığı
noktada yükselen merdivenlere yönelerek, kentin simgelerinden biri olan kaleye ulaşıyoruz.
Aynı zamanda bir seyir terası vazifesi gören bu tarihi mekan içerisindeki çay
bahçesi, 10 kilometrelik gezinin en güzel dinlencesi için bir fırsat. 1153
yılında Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin tarafından veziri Firuz Akay’a yaptırılan
Kars Kalesi,
iç ve dış olarak iki bölüm
şeklinde planlanmış. Çeşitli dönemlerdeki saldırılarda yıkılan ve tekrar
yenilenen kale, orijinalliğinden çok şey kaybetmiş durumda. Kesme bazalt taştan
yapılan 3,5 kilometrelik sur
duvarlarında önceden 220 burç varken,
sadece 7 burç günümüze kadar gelebilmiş.
Su (Çeribaşı), Kağızman (Orta), Behram
Paşa ve uçuruma açılan Ana Kapı olmak üzere toplam dört giriş yeri
bulunmaktadır. Kalenin ana girişinde ayrıca 1239 yılındaki Moğol saldırısında hayatını kaybeden Celal Baba adına yapılan çini kubbeli
bir türbe yer alır. Kalenin bulunduğu tepenin en uç noktasında, günümüzde
vericilerin yükseldiği mevkide Arap Baba
Şehitliği bulunur. Rus döneminde ızgara şeklinde yapılan kent planını kale
burçlarından seyrettikten sonra, Kağızman Kapısı’ndan çıkarak rotamıza devam
ediyoruz. Günümüze sadece yan duvarları kalan Beylerbeyi Sarayı, kalenin
eteklerinden şehri seyreden bir yere konumlanmış. 1579 yılında Lala Mustafa
Paşa tarafından inşa ettirilen bina, 1918 yılına kadar Hükümet Konağı olarak
görev yapmış.
Kars Çayı’na doğru inmeye devam ediyoruz. Biraz sonra farklı renklerin,
dillerin ve etnik yapıların birbirine karıştığı kent sosyolojisini yansıtan Oniki Havariler
Kilisesi (Kümbet Camisi) ve Evliya Camisi’nin önüne geliyoruz. Bir zamanlar bir arada yaşayan farklı
dinlerin kültürel etkileşimini en güzel biçimde yansıtan sivri külah şeklindeki
kilise çatısı ile cami minaresi yan yana yükseliyor. Selçuklu Türklerinin
Anadolu’ya ayak bastıktan sonra söz konusu kilise çatılarından esinlenerek
kümbetler inşa etmeleri, bu kültürel etkileşimin bir başka örneğini
oluşturuyor.
Ermeni Bagratlı Kralı Abas
tarafından 937 yılında yaptırılan eski kilisede, kubbe etrafında on iki
havarinin taş kabartmaları ile çeşitli süslemeler göze çarpar. 1064 yılında
Selçuklular tarafından camiye çevrilen bina, 1877 Rus işgalinin ardından Kale
Başkilisesi olarak kullanıldı. 1964 yılından sonra bir süre müze işlevi gören
bu özgün eser, 1993’ten itibaren yeniden cami olarak ibadete açıldı. Kümbet
Camisi’nin yanında 1579 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Evliya
Camisi yükseliyor. Cami alanında Ebul Hasan-i
Harakani’nin türbesi yer alıyor.
Asıl adı Ali Bin Ahmed Cafer olan
Harakani, Kars yakınlarında 1033 yılında meydana gelen Selçuklu - Bizans
savaşında şehit düşmüş. Ahmet Yesevi ve Mevlana gibi düşünürleri etkileyen bu
tasavvuf adamının görüşleri Nurul Ulum
adlı yapıtında toplanmıştır.Turumuzun son bölümünü Atatürk Caddesi’ndeki tarihi
yapılara ayırıyoruz.1664 yılında Kars Beylerbeyi Seyit YusufPaşa tarafından
yaptırılan Yusuf Paşa Cami, Serhat Kalkınma
Ajansı,Eski Belediye, Kars Şehir Sineması
binaları ve eski Rus evleri rotamızı süsleyen ayrıntıların başında
geliyor.Özellikle 1883 yılında inşa edilen Eski Belediye Binası, Barok sanatı
süslemeleriyle caddeye ayrı bir estetik görünüm kazandırıyor. Kentin ilk Kız
Lisesi olma ünvanı taşıyan yapı, 2005 yılında onarım görmüş. ‘Uzun Kent Turu’ rotamız Atatürk
Caddesi’nin Faik Bey Caddesi’yle kesiştiği noktada sona eriyor. Dileyenler bu
caddede yer alan kafeterya ve restoranlarda
dinlenebilir veya peynir gibi yöresel ürünler satan dükkanlardan alışveriş
yapabilirler.
Kısa Kent Turu
Arkeoloji
Müzesi’nden başlayarak Ordu Caddesi köşesindeki Fethiye Camisi’ne kadar ‘Uzun
Kent Turu’ ile aynı rotayı izleyen gezimiz, bu noktadan itibaren farklı bir
güzergaha yöneliyor. Önce Ordu Caddesi’ni baştan sona kat edip daha sonra Gazi
Ahmet Muhtar Paşa ve Atatürk caddelerini geçiyor. Taşköprü’den sağa dönerek Vaizoğlu Camii ve Oniki Havariler Kilisesi
üzerinden Kars Kalesi’nde sona eriyor. Zamanı olanlar ayrıca tarihi dokunun
yakınında yer alan Osmanlı dönemi Vaizoğlu,
Büyük Abdiağa, Küçük Abdiağa, Yusufpaşa, Hacı Sey i, Aliağa ve Laçin Bey
camileri ile Kaleiçi mahallesindeki Beşik Kilise’yi ziyaret edebilirler.
Baltık Mimarisi Örneği
Kars Genel
Özet Bilgi
İl ülkemizin başlıca kış turizm
merkezinden birisidir ve yapılacak yatırımlarla bu alanda daha da gelişebilir.
Bunun yanı sıra kültür turizmi açısından da tarihin çok eski devirlerine uzanan
antik kalıntıları ve ören yerleri ile önde gelen kültür turizmi açısından da
Yontma Taş Çağından itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olan kent önde
gelen kültür turizm merkezlerindendir.
Kars adının kaynağını oluşturan
Karsak kelimesinin Kafkaslar’ın kuzeyindeki Dağıstan bölgesinden gelerek yöreye
yerleşen Velen-tur boyunun Karsak oymağından geldiği söylenir. Bölge “Ararat eyaleti” adıyla 200 yıl
İranlılar’ın egemenliğinde kaldı. Kars adının kaynağıyla ilgili bir başka
söylentiye göre ise Gürcistan-Ermenistan sınırında yer alan şehrin adı Gürca
dilinde “kapı kenti” anlamındaki
“Karis Kalaki”den gelmektedir.Kars ili ekonomisi büyük bir oranda tarım ve
hayvancılığa dayalıdır.
Hekimevi (Cheltikov Konağı)
İl Sağlık
Diğer Bilgiler
Tarih
Araştırmalardan Kars tarihinin Cilalı Taş
Devrine kadar indiği (M.Ö. 9000-8000) anlaşılmaktadır. Bölge daha sonraları
Hurriler, Urartular, İskitler, Partlar, Sasaniler ve Bizanslıların hakimiyetine
girer.
1064 yılında Selçuklu Sultan Alpaslan, şehir
ve civarını fethetmiş, böylelikle Türk kavimlerine Anadolu yolunu açmıştır.
Şehir ve çevresinde Moğollar ve Akkoyunlular, Karakoyunlular gibi Türk
devletleri hüküm sürmüş, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim bölgeyi fethettikten
sonra Osmanlı İmparatorluğu'na katmıştır.
Coğrafya
Kars ili Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu
kesimlerinde yer almaktadır. Büyük bir plato özelliği gösteren il coğrafyasında
genel olarak bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Yalnız Sarıkamış ilçesinde çam
ormanları bulunmaktadır.Kağızman ilçesinde bağ ve bahçecilik yapılmaktadır.Kars
Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk bölgesinde yer alır. Bu nedenle karasal bir
iklime sahiptir; kışları uzun ve sert, yazları ılımlı hatta serince geçer.Kars
ilinin ilçeleri; Akkaya, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim ve
Susuz’dur.
Digor: İl merkezine 42 km. uzaklıktadır.
Ünlü Türk şairi Dede Korkut’un Digor’da yaşadığına inanılmaktadır. Çevrede Orta
Çağdan kalma kiliseler bulunmaktadır. Bunların içinde Digor yakınlarında
bulunan Beş Müzesi (Beş Kilise) ve Karabağ Köyü yakınlarında bulunan, iyi
korunmuş Karabağ Müzesi’ne (Müren Kilisesi) araba ulaşımını takiben yürüyerek
gidilebilir.
Kağızman: İl merkezine 75 km. uzaklıktadır.
Ayrıca Kağızman’ın kuzeyinde bulunan ve batıdan doğuya doğru akan Aras Nehri
Kanyonu vahşi, doğal güzelliklerle doludur. Bu kanyondaki güzellikler, Kağızman
ve Tuzluca yolu izlenerek görülebilir. Ayrıca Tunç Kaya (Keçivan) Kalesi,
Köroğlu Kalesi ve Çengim Kilisesi gibi tarihi yapılar da mevcuttur.
Sarıkamış: Kış sporları ve kış turizmi
bakımından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olan Sarıkamış, 2200-2900 m.
yüksekliğinde bir plato üzerinde yer almaktadır.
Doğal güzelliği ve modern kayak tesislerinin
yanı başında açılmaya başlayan oteller Sarıkamış’ın önemli bir turizm merkezi
olmasını sağlamaktadır. Sarıkamış’ta, en uygun kayak mevsimi 20 Aralık-20 Mart
tarihleri arasındadır.
Susuz: İl merkezine 24 km uzaklıktaki ilçe
yakınlarında yer alan Susuz Şelalesi, görülmeye değerdir. Ayrıca yine ilçe
merkezi yakınlarındaki Susuz Kaplıcaları da romatizma hastalıklarına iyi
gelmektedir.
Akyaka: İl merkezine 54 km. uzaklıkta olan
Akyaka ilçesi sınırları içinde tarihi Ocaklı (Ani) kenti bulunmakta ve
ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.
Arpaçay: Doğusunda Ermenistan toprakları ve
Akyaka İlçesi, Güneyinde Kars İli bulunmakta olup, Kuzeyinde Çıldır İlçesi ve
Batısında da Susuz İlçesi toprakları ile çevrilidir.
Selim: İlçe Doğu Anadolu bölgesinin en yüksek
yaylaları üzerinde yer alır.
Gezilecek
Yerler
Örenyerleri
Ani ( Ocaklı
): Ani Harabeleri Kars’a 48 km
uzaklıktadır.Mevcut Ocaklı Köyü yakınında Türkiye-Ermenistan sınırına yakın
Arpaçay nehri kenarında konumlanan kentin kuruluşu M.O. 350-300 yıllarına
dayanmaktadır. Ani ülkemizi ziyaret eden turistlerin önemli uğrak
merkezlerinden birisidir. Ani’de kent surları, Ortaçağ kiliseleri Selçuklu
mimari eserleri görülmeye değerdir.
Kars –
Sarıkamış
Doğu Anadolu Bölgesinde, Kars-Sarıkamış ilçe
merkezinin güneydoğusunda yer almaktadır. 2634 m yüksekliğindeki Kars’a 55 km.
mesafede Sarıkamış İlçesinin içerisinde Çamurlu dağdadır. Çamlar arasındaki
Sarıkamış kayak merkezi; kar kalitesi açısından önem kazanmıştır. Çamlar
arasında toplam 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip 2500 rakımlı
Cıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliği vardır. Cıbıltepe’nin kristal karla
kaplı olması ise onu kayakçılar açısından daha cazip hale getiriyor.
Coğrafya: Kayak alanı 2100 -2634 metre yükseklikleri
arasında, sarıçam ormanları içerisinde yer almaktadır. Normal kış koşullarında
1.5 metre dolayında olan kar, kayak sporu için oldukça elverişli ve sadece
Alplerde olan kristal kar özelliği göstermektedir. Sarıkamış’ta kayak için en
uygun zaman 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasıdır. Yörede karasal iklim
hakimdir. Hakim rüzgar yönü güney-batı yönlerindedir.Sarıkamış ve çevresi; Alp
disiplini, Kuzey disiplini ve Tur Kayağı etkinlikleri için çok uygun koşullara
sahiptir.
Ne Yenir?
Kaşarı ve balının yanı sıra, Kars zengin ve
renkli bir mutfağa sahiptir.Yöreye özgü belli başlı yemekler; umaç helvası,
elma dolması, hörre (un) çorbası, evelik adlı bitkiden yapılan evelik aşı,
ekmek üzerine kızgın yağ ve yoğurt dökülerek yapılan ekmek aşı, pişi, kuymak,
hengel (mantı), yarma buğdaydan yapılan haşıl, bozbaş, kemikli ve parça etten yapılan
ve bir çeşit çorba olan piti, sultani üzümle yapılan pilav ve Kars böreğidir.
Ne Alınır?
Doğal boyalı pamuk, kıl, ipek ve yün iplikler
kullanılarak yapılan, ilginç yöresel motiflerle bezeli Kars kilim ve halıları
çok ünlüdür. Yöresel gümüş kemerler, başlıklar ve çeşitli gümüş takılar Kars’ın
özgün hatıra eşyalarıdır. Kaz tüyünden yapılan kuştüyü yastıkları son derece
sağlıklıdır. Ayrıca ünlü Kars kaşar peyniri ve balı çok lezzetlidir.
Çıldır Gölü
|
|
Göl türü
|
Tatlı su
|
Çıkışları
|
Arpaçay
|
Yüzölçümü
|
123 km2
|
En derin
noktası
|
42 m
|
Yüzey
rakımı
|
1965 m
|
Çıldır Gölü, Ardahan ve Kars il sınırları içerisinde kalan göl,
123 km2 alanı ile Doğu Anadolu
Bölgesi'nin en
büyük tatlı su ve en büyük ikinci göldür. Deniz seviyesinden 1959 metre
yükseklikte bulunan gölün en derin noktası 42 metredir.
Çıldır Gölü, bir lâv
akıntısı ile bir moloz mahrutu tarafından müştereken meydana getirilmiş bir
doğal set gölüdür. Birçok dere ve pınarlarla beslenmekte olan gölün tek çıktısı
kuzey batısında yer alan Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay kolu olan Telek Çayı'dır. En büyük
olanı Akçakale harabelerinin yanında yer alan
adadır. Göl etrafında çok az bitki örtüsü gelişmiştir ancak gölü çevreleyen
otlaklarda yoğun hayvancılık yapılmaktadır.
Yılın dört mevsiminde yapılabilen balıkçılık yöre
halkı için önemli bir ekonomik gelir kaynağı teşkil etmektedir. Gölde
balıkçılık önemli bir insan aktivitesi olup, kışın buz tutan gölde kalın buz
tabakası kırılarak balık avlanmaktadır. Gölde yakalanan en önemli balık türü
(aynalı) Sazan (Cyprinuscarpio). Ancak kurak geçen
mevsimlerde, göl seviyesi hızla çekilmekte ve bu nedenle sazan gibi türlerin
üremesi için gerekli sazlıklar daralmaktadır. Bununla beraber, birçok
balıkçının yasaklara uymayarak kontrolsüz avlanmaları balık stoklarını olumsuz
etkilemektedir.
Gölün sadece kuzey batısında seddeyle ayrılmış
bataklık ve sulak çayırlar bulunur. Genelde göl çevresi mera vasıflı olup, sert
bölge iklimi tarıma olanak vermez. DSI tarafından gölü beslemek amacı ile
yapılan derivasyon tünellerinin hem diğer havzalardaki kirlilik yükünü göle
taşıması, hem de hayvancılık açısından çok önemli çayırların kurumasına neden
olması mümkündür. Ayrıca inşaatı henüz tamamlanmamış olan Kuzey derivasyonunun
Çıldır'ın çok önemli çayırlığı olan Karaçay ovasının ot verimini ciddi boyutta
etkilemesi söz konusudur.
Göl ve çevresindeki tarım alanlarında kullanılan
tarımsal kimyasalların (özelliklede yüksek oranda azot içeren gübrenin)
bilinçsizce ve yörenin ekolojik ve iklimsel koşulları göz ardı edilerek
kullanılmasının göl üzerindeki kötü etkileri belirtilmektedir.
- Kontrolsüz
ve aşırı avlanma,
- Erozyon ve
- Yüksek
besin girdisi
Çıldır Gölü için tehdit oluşturmaktadır. Gölde aşırı
bir kirlilik gözlenmemesine rağmen yine de artan bir evsel kirlilik göze
çarpmaktadır. Adalardaki insan baskısının artması bu alanları kuluçka için
kullanan türleri olumsuz etkilemektedir. Yapımı planlanan otel ise yeniden
gözden geçirilmelidir. Son yıllarda artan turizmle birlikte insan baskısı
artmış ve turistik tesisler inşaa edilmeye başlanmıştır.
Çıldır Gölü Oluşumu,
Jeomorfoloji ve Jeolojisi Oluşumu
Göl havzası, göl seviyesine nazaran takriben 200 metre
alçak olan Çıldır ovasından nispeten dar olan (genişlik: 2–3 km) doğal bir
set ile ayrılmıştır. Bu seddin en büyük kısmı, gölün kuzey doğusunda yükselen Papa Dağı'ndan batıya doğru inmiş uzun eski bir lâv akıntısıdır. Batıda, bu set, gölün batısında bulunan Kısır Dağı'nın Kuzeydoğu yamacından gelen bir
moloz mahrutu tarafından tamamlanmıştır. Bu mahrut ile lâv akıntısı arasındaki
sınır; Arpa çayı-Çıldır yolunun takip ettiği gölün kenarı boyunca yükselen
geçitten geçer. Bugünkü göl havzası ile bugünkü Çıldır ovasının eskiden tek bir
depresyonu teşkil etmekteydi. Bu depresyonun akıntısı Çıldır çayı vasıtasıyla Kura Nehri'ne doğru gitmiştir.
Yukarda
anlatılan lâvların akmasından dolayı, bu havza eskiden (lâv akıntısının cephesi
ile Kısır Dağı'nın arasında açık kalmış) dar bir düzlük tarafından iki kısma
ayrılmıştır. Kısır Dağı’ndan gelen moloz mahrutunun oluşması ile bu geçit
tamamen kapatılarak bugünkü göl havzası Çıldır ovasından izole edilmiş ve
böylece bu havza göl haline getirilmiştir. Göl, sonra Arpaçay’ın bir kolu
tarafından kapılmıştır. Sonuç olarak Çıldır Gölü, bir lâv akıntısı ile bir
moloz mahrutu tarafından meydana gelmiş doğal bir baraj gölüdür.
Jeomorfolojik Evrimi
Gölün ve çevresinin şekillenmesi ve bugünkü durumuna
gelmesini ana hatları ile ortaya koymak bakımından sahanın geçirdiği evrimi Tersiyer başından itibaren dikkate almak
uygun olacaktır
. Gölün geçirdiği jeomorfolojik evrim ana hatları ile
şöyledir:
- Tersiyer : Doğu Anadolu Bölgesi bütünüyle
Tersiyer başlarında, özellikle Oligosen sonlarında şiddetli Alpin
tektonik hareketlere uğramıştır. Bu devrede oluşan fay hatlarından çıkan
lavlar Pre-Neojen temeli tamamen kaplamıştır.
-
- Miyosen: Miyosende ise Doğu Anadolu’nun
depresyonları daha çok göl rejimine girmiştir ve özellikle büyük bir
bölümü göl tarafından işgal edilmiştir. Bu devrede ara ara çıkan lavlar
havzalara akmıştır. Bu suretle; Arpaçay, Çıldır, Kura Vadisi boyunca
görülen tortularla aratabakalıvolkano-sedimanter formasyonlar
meydana gelmiştir
-
- Pliyosen: Pliyosen’de bölge dikey tektonik hareketlere uğramıştır. Bu hareketlerle
saha kırık hatlarla parçalanmış, kırık hatlar boyunca da blok halinde
yükselmeler ve çökmeler meydana gelmiştir. Özellikle, bu hareketlerle
kırık hatların dışında tabakalar kıvrılmadan ziyade çeşitli yönlere
eğimlenmişlerdir. Bu durum da temeldeki kütlelerin çok sert olduğunu
gösterir. Bu devrede Çıldır Gölü’nün işgal ettiği depresyon ve Çıldır Havzası
ana hatları ile oluşmuştur. Sözü edilen depresyon sahalar, göller
tarafından işgal edilmiş ve bu göl havzalarına yüksek sahalardan taşınan
materyaller birikerek killi, kumlu, çakıllı depolar oluşmuştur.
- Kuvaterner: Bu dönemde ise aşınma,
taşınma ve birikme olayları ön plana geçmiştir. Gölle işgal edilen Çıldır
Havzasına kavuşan akarsular, eğimin fazla ve taban seviyesinin alçak
olmasından dolayı volkanik örtüyü şiddetle kazarak parçalamışlardır. Öte
yandan, yine Kuvaterner'de Çıldır Gölü’nün doğu ve
batısında merkezi püskürmeler sonucunda batıdaki Kısır Dağı, doğudaki Akbaba Dağı volkanik konileri meydana gelmiştir. Bu
konilerden çıkan lavlar ise göl havzasına kadar akmış ve miyosene dahil
edilen volkano-laküstür formasyonların üzerini yer yer örtmüşlerdir.
Çıldır gölü, yakın bir zamana kadar zaman zaman kapalı
bir havza halinde kalmıştır. Ancak Pleistosen'inplüviyal
devrelerinde gölün fazla suları kuzeybatıdaki Gölbelen köyündeki 1970-1975 m.
yüksekliğindeki gedikten Çıldır havzasına, oradan da Kura Nehri'ne akmıştır.
Öte yandan, gölün kuzey kesiminde 2.000 m. civarında yerli kaya taraçaları ve
sahanlıklar bulunmaktadır. Bu sahanlıklarda yassı çakılların varlıkları
plüviyal devrede gölün en az 2000 metreye kadar yükseldiğini göstermektedir.
Halihazırda Çıldır Gölü güneyde bazaltlar üzerinde açılmış bir “taşma
boğazı” vasıtasıyla Arpaçay'a kavuşmaktadır. Çıldır Gölünün kuzeyinde
ki Çıldır havzası da Kura'nın kollarından olan Kocaçay tarafından kapılarak
Kura Nehri’ne bağlanmıştır.
Jeolojisi
Gölün güneyinde ve kuzeyinde Pre-Neojen temel
üzerinde milli, kumlu, çakıllı tabakalarla ardalanmalı olarak istiflenen volkano-sedimanter
formasyon uzanmaktadır. Gölün kuzeyinde, bu formasyon batıya doğru
eğimlidir. Bu formasyonun üstüne yer yer oturan bazaltların yaşı muhtemelen
miyosendir. Göl sahasının doğu ve batısında ise volkano-sedimanter
formasyonu örten kalın bazalt kütleleri yer almaktadır. Bunlar kuvarterner
başlarında merkezi püskürmelerden meydana gelmiştir. Gölün güneyinde ise,
volkanik formasyonu örten ve aşınmadan korunmuş adalar halinde PliyoKuvarterner
göl çökelleri uzanır. Kuzeyde Çıldır Ovası’nın kenarlarında kumlu, çakıllı,
killi, marnlı göl çökelleri yaygındır. Çıldır Ovası’nda ise, kalın bir alüvyal
örtü bulunmaktadır.
Gölün bulunduğu bölgenin temeli ise, oligosenden daha
genç tüf, bloktüfü, andezitik ve bazaltik akıntılarla marn ve konglomeralardan oluşmaktadır. Bu serinin
üstünde, Kuvaterner'e atfedilen bazaltik volkan grupları
yükselmektedir.
Çıldır Gölü nedir?
123 km2 alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci göldür. 1959 metre yükseklikte ,en derin noktası 42 metre ve tektonik oluşumlu bir göldür.
Çıldır Gölü, Ardahan
ve Kars il sınırları içerisinde kalan göl,
123 km2 alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük tatlı su ve en büyük
ikinci göldür. Deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikte bulunan gölün en
derin noktası 42 metre ve tektonik
oluşumlu bir göldür.
Çıldır Gölü
Ardahan ve Kars il sınırları içerisinde kalan
göl, 123 km alanı ile Doğu Anadolu
Bölgesi`nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci göldür. Deniz seviyesinden
1965 m yüksekte bulunan gölün en derin noktası 42 metre ve tektonik oluşumlu
bir göldür.
Birçok dere ve pınarlarla beslenmekte olan gölün tek çıktısı kuzey
batısında yer alan Ermenistan
sınırında bulunan Arpaçayınolu olan Telek Çayı`dır.
En büyük olanı Akçakaleharabelerinin
yanında yer alan adadır. Göl etrafında çok az bitki örtüsü gelişmiştir ancak
gölü çevreleyen otlaklarda yoğun hayvancılık yapılmaktadır. Yılın dört
mevsiminde yapılabilen balıkçılık yöre halkı için önemli bir ekonomik gelir
kaynağı teşkil etmektedir. Gölde balıkçılık önemli bir insan aktivitesi olup,
kışın buz tutan gölde kalın buz tabakası kırılarak balık avlanmaktadır. Gölde
yakalanan en önemli balık türü Sazan (Cyprinuscarpio). Ancak
kurak geçen mevsimlerde, göl seviyesi hızla çekilmekte ve bu nedenle sazan gibi
türlerin üremesi için gerekli sazlıklar daralmaktadır. Bununla beraber birçok
balıkçının yasaklara uymayarak kontrolsüz avlanmaları balık stoklarını olumsuz
etkilemektedir.
Gölün sadece kuzey batısında seddeyle ayrılmış bataklık ve sulak çayırlar
bulunur. Genelde göl çevresi mera vasıflı olup, sert bölge iklimi tarıma olanak
vermez. DSI tarafından gölü beslemek amacı ile yapılan derivasyon tünellerinin
hem diğer havzalardaki kirlilik yükünü göle taşıması, hem de hayvancılık
açısından çok önemli çayırların kurumasına neden olması mümkündür. Ayrıca
inşaatı henüz tamamlanmamış olan Kuzey derivasyonunun Çıldır`ın çok önemli
çayırlığı olan Karaçay ovasının ot verimini ciddi boyutta etkilemesi söz konusudur.
Göl ve çevresindeki tarım alanlarında kullanılan tarımsal kimyasalların
(özelliklede yüksek oranda azot içeren gübrenin) bilinçsizce ve yörenin
ekolojik ve iklimsel koşulları göz ardı edilerek kullanılmasının göl üzerindeki
kötü etkileri belirtilmektedir.
Çıldır Gölü için tehdit oluşturmaktadır. Gölde
aşırı bir kirlilik gözlenmemesine rağmen yine de artan bir evsel kirlilik göze
çarpmaktadır. Adalardaki insan baskısının artması bu alanları kuluçka için
kullanan türleri olumsuz etkilemektedir. Yapımı planlanan otel ise yeniden
gözden geçirilmelidir. Son yıllarda artan turizmle birlikte insan baskısı
artmış ve turistik tesisler inşaa edilmeye başlanmıştır.
Çıldır Gölünün tek çıktısı yani
göle bağlı olarak oluşmuş tek adacık Arpaçay' dır.
Bu ada üzerinde turizme yönelik faaliyetler günümüzde artarak devam etmektedir.
Arpaçay kolu Çıldır Gölünün kuzey batısında yer alır ve Ermenistan sınırında
bulunmaktadır.
Göl çevresinde bataklık ve sulak
çayırlar pek bulunmamaktadır. Yalnızca kuzey batı tarafında bataklık ve sulak
çayırlar bulunur. Çıldır gölü çevresi genellikle mera vasıflıdır ve küçük baş
ile büyük baş besiciliği yapan insanlar için oldukça kıymetli bir alandır.
Çıldır
Gölü Oluşum Şekli
Gölün jeolojik yapısı
incelendiğinde kuzey ve güney tarafında milli, kumlu ve çakıllı tabakalar
vardır. Bu alanlar genellikle volkanik toprak özelliğine sahiptir. Çıldır Gölü
volkanik olaylara bağlı olarak lav akıntısı ve yığınlaşmış molozlar ile meydana
gelmiş doğal bir göldür. Gölün meydana gelmeye başlama süreci Tersiyer döneminde başlamıştır.
Tersiyer, üçüncü zaman olarak adlandırılan ve günümüzden 65 milyon yıl önce gerçekleşmeye başlayan jeolojik devirdir.
ALEKSANDR NEVSKİ – RUS (kazak kilisesi)
ASKERİ KİLİSESİ ( FETHİYE CAMİ )
Ortakapı mahallesinde bulunan kilise, Ortodoks olan
Rusların dini mimarisine iyi bir örnek teşkil eder. Ruslar tarafından yapılır
ve Kazak Kilisesi olarak da bilinir. Dikdörtgen planlıdır. Üç giriş kapısı
bulunur. Kapılar duvar yüzeyinden bir metre kadar çıkıntılıdır.
Çatı ile duvar
bitiminde, batı cephesi üzerinde, kapının sağ ve sol tarafına gelen yanlarında
dört adet sivri kemerli çatı penceresi vardır. Bu sanat eserinin en dikkat
çekici yanı, bugün yerinde olmayan soğan kubbeleridir. Kubbeler, 1953 yılında
sökülmüştür.
Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1970’li yıllara kadar kapalı spor
salonu olarak kullanılan kilisenin iç mekanı, yoğun onarımlar nedeniyle
özgünlüğünü büyük ölçüde kaybeder. 1985 yılında ise iki minare eklenerek camiye
çevrilir. Kilisenin önünde yer alan ve Rusların zaferini temsil eden heykel
ise, Kars’ın tekrar alınmasından sonra sökülür. İstanbul Deniz Müzesi’ne
gönderilir
“Taht Düzü denilen ovaya yeni bir garnizon kent kars, Çam odunu közünde alüminyum demliklerde kars çayı,Sarıkamış Allahuekber Dağları‘ 90 bin şehid, Kent Konseyi, Fevzi Paşa İlköğretim Okulu, Kars Çayı kenarındaki Osmanlı dönemi konakları,Baltık Mimarisi 40 yıl Rus işgali altında kalan ve Rus Çarı tarafından Hollandalı mimarlara yaptırılan Rus evlerini, Hekim binası, Kar’s Otel, Kafkas Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Aynalı Köşk, ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, Taş Köprü, Mazlumağa Hamamı, Topçuoğlu Hamamı, Muradiye Hamamını
Namık .kemal Evi, Kars Müzesi ve Alexander Nevski Kilisesi (Fethiye Cami)'ni gezip öğle yemeği için serbest zaman vereceğiz. Daha sonra yürüyerek Rus işgali sırasında Tahtdüzü bölgesinde ızgara plan üzerine yeniden kurulan Kars'ta; Rus işgali sırasında yapılan ve hala kullanılmakta olan binaların bir kısmını göreceğiz. Vali Konağı, PTT Binası, Ortodoks Kilisesi (Merkez Cami), Demir Köprü, İsmet Paşa İlköğretim Okulu, Hekim Evi (Opera Binası), Fevzi Paşa İlköğretim Okulu
Bu turumuzda neleri tadacağız?
KARS: Kars Peyniri Tabağı, Tereyağ, Ayran Aşı Çorbası, Pörtletme, Yeşil Mercimekli Altı Patatesli Erişte Pilavı, Patlıcan ve Kırmızı Biber Tabağı, Ezme, Ayran Aşı, Nohut, Kuzu Eti ve Safran Köklü Piti, Erişte Pilavı, Şekerpare. ÇILDIR: Çorba, Gölde avlanmış çeşitli Balık çeşitleri ızgara, Salata, Turşu, Helva.
“Kamer” Restoran
Haşıl (kaynamış buğday, yoğurt, tereyağı)
Hangel(bir tür mantı)
Erişte aşı (Yeşil mercimek, erişteden oluşan çorba,)
Pilav üstü kavurma
İrmikli un helvası
pitikebab; nohut, et, kuyruk yağı, sarı kök kullanılarak küçük teneke kuplarda pişen enfes bir lezzet.
2.Gün Öğle
|
ATALAYIN YERİ
|
Çıldır Gölü
|
Menü:
|
Balık, Salata, Turşu, Tulum peyniri, Helva, Meşrubat
|
2.Gün Akşam
|
KAMER RESTAURANT
|
Kars
|
Menü:
|
Evelik Aşı Çorbası, Mevsim salata, Piroşki, Hangel, Soğan soslu Bonfile, Kars peynir tabağı, Muhallebili Kadayıf ,Meşrubat
|
3.Gün Öğle
|
KAZEVİ RESTORAN
|
Kars
|
Menü:
|
Isırgan otu çorbası, Pilavlı Kaz Eti veya Üzümlü Pilavlı Acem Kavurma, Kete, Ezme, Turşu, Salata, Umaç Helvası ,hörre,(un aşı),elma dolması,cızdak, Erdek, evelik aşı,piti,kaz, nezik,
|
Kars Genel Bilgiler: en yüksek il merkezi 1768 metre). Bagratlı Krallığı’na ve Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti’ne (Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti) başkentlik Kars adı, M.Ö. 130-127 Bulgar Türkler‘ininVelentur boyunun Karsak Oymağı’ndan daha eski Türkçe isim taşıyan bir şehrin daha olmadığı sanılmaktadır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından 40 sene boyunca Rus egemenliği1890 yıllarında Hollanda’dan getirilen mimar ve mühendislere ızgara planlı, birbirini kesen caddelerden oluşan yeni bir Rus mimari Baltık mimarisi
Katherina Köşkü
1896 yılında, Yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan
Av köşkü ve ana köşk olarak 2 ayrı yapıdan oluşur. ,Bu ısıtma sistemine "peç" adı verilir. Av köşkü değerli misafirlerin ağırlandığı yerdir. Asıl köşk hastane ve saray olarak ,2. Çar Nikola döneminde Çar'ın hasta oğlu Aleksi için bir rehabiltasyon Merkezi Türk filmlerinin çoğu bu köşk ve çevresinde çekilmiştir.
Kars Müzesi
ilk olarak 1959 yılında müze memurluğu ,Kümbet Cami (Havariler Kilisesi) müzeye ,1978 ,1981´de açılışı yapılan Modern Kars Müzesi
Hekim Evi
1877-1878 Osmanlı Rus işgalinde kaldığı 40 yıl ,Baltık mimari tarzında yapılan Hekim Evi binasının dış cephesi Barok mimari tarzında yalancı sütunlar, rölyefler ve kartuşlarla süslenmiştir. Binanın arka ve yan cepheleri yığma olarak yapılmıştır. İki katlı kâgir bina ,Kars’ın ilk konservatuvar binası ,Kars Doğum evi ,zirai donatım binası, Hekim evi
Katherina Köşkü
1896 yılında, Yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan
Av köşkü ve ana köşk olarak 2 ayrı yapıdan oluşur. ,Bu ısıtma sistemine "peç" adı verilir. Av köşkü değerli misafirlerin ağırlandığı yerdir. Asıl köşk hastane ve saray olarak ,2. Çar Nikola döneminde Çar'ın hasta oğlu Aleksi için bir rehabiltasyon Merkezi Türk filmlerinin çoğu bu köşk ve çevresinde çekilmiştir.
Kars Kalesi
1153 Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin'in isteği ile o dönemin veziri olan Firuz Akay ,
12. yy inşa edilmeye başlanmıştır. 1386 Timur tarafından yıktırılan kale, 1579 yılında III. Murat'ın emri üzerine Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden ,oğu-batı istikametinde 250 metre, kuzey-güney istikametinde ise yaklaşık 90 m. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus hakimiyetinde tahribat
en yüksek il merkezi 1768 metre). Bagratlı Krallığı’na ve Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti’ne (Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti) başkentlik
Kars adı, M.Ö. 130-127 Bulgar Türkler‘ininVelentur boyunun Karsak Oymağı’ndan daha eski Türkçe isim taşıyan bir şehrin daha olmadığı sanılmaktadır.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından 40 sene boyunca Rus egemenliği
1890 yıllarında Hollanda’dan getirilen mimar ve mühendislere ızgara planlı, birbirini kesen caddelerden oluşan yeni bir Rus mimari Baltık mimarisi
Katherina Köşkü
1896 yılında, Yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan
Av köşkü ve ana köşk olarak 2 ayrı yapıdan oluşur. ,Bu ısıtma sistemine "peç" adı verilir. Av köşkü değerli misafirlerin ağırlandığı yerdir. Asıl köşk hastane ve saray olarak ,2. Çar Nikola döneminde Çar'ın hasta oğlu Aleksi için bir rehabiltasyon Merkezi Türk filmlerinin çoğu bu köşk ve çevresinde çekilmiştir.
Ani Antik Kenti:
Surlar, Surp Gregor Kilisesi, Büyük Katedral, Çoban Kilisesi, Keçeli Kilise, Havariler Kilisesi, Altıgen Martyrion..
Türk yapıları da şunlardır: Ebul Muammeran Camisi, Menuhçehr Camisi, Selçuklu Kervansarayı.
Binbir Kiliseli Kenti’ 40 kapılı şehir, Urartular’ın yer tanrıçası An
Ani kenti Kafkasya ve Anadolu’nun birleştiği merkez konumundaymış ve bölgeden ipek yolu geçiyormuş. Yazılı tarih dönemi Urartularla başlamış.Önce bir kale kenti olarak kurulmuş, ermeni uygarlıklara başkentlik yapmış,1064’e kadar Bizans egemenliğinde kalmış, ve bu tarihte Selçukluların eline geçmiş.
Ani Ermeni Krallığının başkenti olarak kurulmuş, acaba o nedenle mi Serhat Şehri Kars ?(Serhat başşehir anlamına geliyor)
Şehrin surlarından içeri girerken Selçukluların simgesi olan aslan kabartması ile karşılaşıyoruz.
Büyük Katedral, Selçuklu Hükümdarı Alpaslan’ın Ani’yi fethetmesinden(fetih namazından)sonra Fethiye Camii olarak adlandırılmış, kırmızı renkli tüf taşından inşa edilmiş, biri kral, ikincisi rahip, üçüncüsü ise halka ayrılmış üç giriş kapısı var.
Ani kenti Kafkasya ve Anadolu’nun birleştiği merkez konumundaymış ve bölgeden ipek yolu geçiyormuş. Yazılı tarih dönemi Urartularla başlamış.Önce bir kale kenti olarak kurulmuş, ermeni uygarlıklara başkentlik yapmış,1064’e kadar Bizans egemenliğinde kalmış, ve bu tarihte Selçukluların eline geçmiş.
Ani Ermeni Krallığının başkenti olarak kurulmuş, acaba o nedenle mi Serhat Şehri Kars ?(Serhat başşehir anlamına geliyor)
Şehrin surlarından içeri girerken Selçukluların simgesi olan aslan kabartması ile karşılaşıyoruz.
Büyük Katedral, Selçuklu Hükümdarı Alpaslan’ın Ani’yi fethetmesinden(fetih namazından)sonra Fethiye Camii olarak adlandırılmış, kırmızı renkli tüf taşından inşa edilmiş, biri kral, ikincisi rahip, üçüncüsü ise halka ayrılmış üç giriş kapısı var.
Ani Harabeleri ile ilgili bir de efsane vardır;
1064 yılına kadar Bizans’ın yönetimindeki Ermenilerin ( Bagratlı Krallığı) hükmünde sonra Selçuklu, Gürcü, Moğol (Timur)ve Osmanlı,
MÖ 900’lerde Urartu’lar döneminde şehir yapılanması olduğu anlaşılıyor. Hatta Ani ismini Urartular’ın yer tanrıçası An‘dan almış.
Kars’ın Ocaklı köyü, M.Ö 300’lü kurulmuş. Ani, Hıristiyan ve Ermeni inanışında kutsal sayılan bir yer. 11. yüzyılın başına kadar Bizans’ın yönetimi altında olan kent 1064 yılında Selçuklu hakimiyeti
İpek yolu Ani harabelerindeki en önemli eser ise 1001 yılında yapılan ve 1064 yılında Selçuklu hükümdarı Alparslan tarafından camiye çevrilen Ani katedralidir.
1001 kilise şehri veya 40 kapılı şehir diye de adlandırılan Ani'nin ilk keşfi 1880'lere uzanan bir yeraltı şehri de vardır. Bu yeraltı şehrinde 823 yapı ve mağara bulunmaktadır.
Şehir suru, 8 kadar kilise ve bir cami, Ani'de halen ayakta duran eserlerin en önemlileridir.
İki yanı Arpaçay Kanyonu ile çevrili olan kentin plato tarafındaki üçüncü cephesi, 10. yüzyıla ait güçlü surlarla korunmuştur. Aslanlı Kapı kentin ana girişini oluşturur
.
Meryem Ana ve en büyük katedrali Meryem Ana’ya adanmış. Matta, Markos, Luka, Yuhanna’ya adanmış insan, aslan, doğa ve kartal figürleri süsleyen kiliseleri var.
Sadece Hristiyanlar için değil başka dinler için de önemli Ani Tarihi Kenti. Alpaslan’ın Anadolu kapısından girip yöreyi fethinden sonra, Türklerin Anadolu’da yaptığı ilk camii (1072) Ani’de. Ayrıca Anadolu’nun ilk Zerdüşt tapınağı Ateşgede yine Ani’de yer alıyor. Ayrıca Türklerin Anadolu’da yazdığı ilk kitabe de burada.
Aslında Ani Kenti’ndeki kazırlardan, MÖ 900’lerde Urartu’lar döneminde şehir yapılanması olduğu anlaşılıyor. Hatta Ani ismini Urartular’ın yer tanrıçası An‘dan almış. Kentin olduğu tepenin altı ve vadi tabanlarındaki mağaralar ise yaklaşık MÖ 4500 yıllarından beri kullanılan yerleşim ve mezar alanıymış.
Kendisini zapteden kavimler tarafından defalarca yenilenmiş ve askeri amaçla kullanılmış olan kent, 1064 yılına kadar Bizans’ın yönetimindeki Ermenilerin hükmünde kalmış ve bu tarihten sonra sırası ile Selçuklu, Gürcü, Moğol ve Osmanlı egemenliğine geçmiş ve 16.yy’a kadar zenginliğini ve önemini korumuş.
Kars Kalesi
1153 Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin'in isteği ile o dönemin veziri olan Firuz Akay ,
12. yy inşa edilmeye başlanmıştır. 1386 Timur tarafından yıktırılan kale, 1579 yılında III. Murat'ın emri üzerine Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden ,oğu-batı istikametinde 250 metre, kuzey-güney istikametinde ise yaklaşık 90 m. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus hakimiyetinde tahribat
Kars Müzesi
ilk olarak 1959 yılında müze memurluğu ,Kümbet Cami (Havariler Kilisesi) müzeye ,1978 ,1981´de açılışı yapılan Modern Kars Müzesi
Hekim Evi
1877-1878 Osmanlı Rus işgalinde kaldığı 40 yıl ,Baltık mimari tarzında yapılan Hekim Evi binasının dış cephesi Barok mimari tarzında yalancı sütunlar, rölyefler ve kartuşlarla süslenmiştir. Binanın arka ve yan cepheleri yığma olarak yapılmıştır. İki katlı kâgir bina ,Kars’ın ilk konservatuvar binası ,Kars Doğum evi ,zirai donatım binası, Hekim evi
Ani Katedral adı verilen Meryemana Kilisesi, 989 yılında, İstanbul'daki Ayasofya'nın kubbesini onaran mimar Trdat tarafından inşa edilmiştir. Düşey hatları kuvvetli bir şekilde vurgulayan yapı, etkileyici bir yükseklik duygusu elde eder.
Kars'ın Sarıkamış ilçesindeki 1896 yılında yapılmış köşk. Yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan oluşturulmuş şu an hala özelliğini koruyan köşk, yukarı Sarıkamış bölgesinde bulunmaktadır.
Av köşkü ve ana köşk olarak 2 ayrı yapıdan oluşur. Beton kolanlar sayesinde ayakta duran yapının ısıtması bu kolonlar içerisinden sağlanan ısı ile sağlanmaktadır. Bu ısıtma sistemine "peç" adı verilir. Av köşkü değerli misafirlerin ağırlandığı yerdir. Asıl köşk ise çeşitli zamanlarda hastane ve saray olarak kullanılmıştır. Halk arasında Katerina'nın köşkü olarak bilinmektedir. Ancak 2. Çar Nikola döneminde yapılan bu köşk yanlış adlandırılmaktadır. Eşi Katherina için yaptırıldığı zannedilen bu köşk Çar'ın hasta oğlu Aleksi için bir rehabiltasyon Merkezi ve aynı zamanda da ailenin kışın ve yazın kullandığı av köşkü olarak yapılmıştır. Bu Köşk, Çar'ın Av Köşü olarak bilinmektedir. Çarlık dönemine ait Türk filmlerinin çoğu bu köşk ve çevresinde çekilmiştir.
İlçenin tarihi Bizans dönemine kadar geri gitmektedir. Bölgenin müslüman yöneticilerin hakimiyetine girişi Selçuklu döneminden başlamaktadır.
Selçuklu komutanı Alparslan 16 Ağustos 1064 tarihinde Bizans kralı ile yaptığı savaşta bu bölgeyi ele geçirmiştir. Osmanlı, Sarıkamış Harekâtında (Aralık 1914 - Ocak 1915) 90.000 şehit vermiştir. 9'uncu P.Tümeni 2005 yılında lağvedilerek yerine 9'uncu Mot.P.Tug.kurulmuştur.
Sarıkamış adının nereden geldiğine dair çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan en yaygın olanlarından üçü şunlardır: Türk Beylerinden biri bu toprakları bir sarık ve biraz yiyecek karşılığında aldığından bölgenin adı Sarıkamış olarak söylenmiştir. İkinci rivayete göre ise, bölgede bulunan bebek gölünde (kurumuş bir göl)yetişen kamışların sarı olmasından gelmiştir.
Üçüncü rivayete göre ise, Hazar Denizi ile Aral Gölü arasındaki Sarıkamış çukuru bölgesinden bir Türk boyunun bu bölgeye yerleşmesinden gelmektedir. Sarıkamış, Türkiye'nin önemli kış turizmi bölgelerindendir. Sarıkamış'daki kar kristal olup 1 yılın 6 ayı karla geçmektedir. Ayrıca, Micingirt Kalesi, Kızlar Kalesi, Yedi Kilise (Yenigazi) Kalesi, Zivin Kalesi, Köroğlu Kalesi, Zek (Sırataşlar) Köyü Kalesi ve ve özellikle Katherina Köşkü Sarıkamış'ın belli başlı tarihi ve turistik yerleridir