9 Şubat 2017 Perşembe

SELANİK VE KAVALA GEZİSİ




Merhaba sevgili gezginler!

Bugünkü yazımızın konusu Gömü turizm ile 19-27 Haziran 2016 tarihinde yaptığımız Büyük Balkan Gezisi hakkındaki izlenim ve değerlendirmelerimiz üzerine olucak. Gezi toplamda 8 günlük bir süreyi kapsadığı için önce ortaya çok uzun bir metin çıktı ,ben de okuyucuların sıkılmaması açısından metni günlük tur programı işleyişine parelel olarak parça parça buradan aktarmaya çalıştım.Gezinin çıkış noktası ve ilk varış istikametine bağlı olarak ilk 2 günü Ankara-Kavala-Selanik hattı üzerinden ele alarak burada sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyurum.Yazıya başlamadan önce işinize yarayacak birkaç aperatif not ile sizleri bilgilendirmek istiyorum. Not:Yunan kapısından kavalaya yol 2 saat sürüyor. 09:52 Gişe-Otoban geçiş ücreti (6 €) 10:11 Nestos Nehrini geçiyoruz. Not: Tabeladaki bazı isimlerin türkçesi Xanti:İskeçe/Komanti:Gümülcine/Alexandropolis:Dedeağaç 

Tur Programı: Yunanistan-Kavala-Selanik: Bugünkü turumuzda Kavalalı M.Ali Paşa Evi ve Heykeli, İmarethane, su kemerleri gezisi ardından Selanik ’e varış. Ulu Önder Atatürk'ün evini ziyaret ediyor ve panoramik şehir turu; Selanik Kalesi, Kordon, Beyaz Kule, Döner Kule, Fuar Meydanı, Yunanistan'ın en büyük katedrali olan Aya Dimitros katedrali, Büyük İskender heykeli, E.Venezelo ile P.konstantin heykelleri, Vardar, Makedonia, Aristoteles ve Elefterios meydanlarını gezeceğiz. ikinci gün Kavala-Selanik Gezi Detayları Atatürk Evi (Pazartesileri kapalı) Kale Gezisinin ardından Otobüsümüz Bizi Aristo Meydanında ,bırakıyor , indikten sonra 30 dk lık bir yürüyüş ile Sarı kuleye sahilden yapacağımız bir yürüyüş ile ulaşırız. ve Otobüs Sarı Kuleye gidiyor Buluşma için. Aristo Meydanı, Büyük İskender Anıtı,Sarı Kule görüldükten sonra Otel Capsise hareket ediyoruz. Yol üzerinde cadde üzerinde Osmanlı Çeşmesi ,Venizelos heykeli, Hamzabey camisi görülerek Otele varıyoruz. 10:30 Galaxy Otel varış kahvaltı(irtibat: +302510224812) 10:00 Kavala'ya varış. Denize karşı kahvaltımızı Kavala'da(Galaxy Hotel –Air Otel) alıyoruz. 11:45 Kahvaltı ardından Kavala şehir turunda Kavalalı M.Ali Paşa Evi ve Heykeli, İmarethane, su kemerleri gezisi (1.45 saat kavala gezisi) 13:20 Anastasia kurabiyeci hareket 13:45 Anastasia tesis varıs (İrtibat:00306982942318) Not:kavaladan Selanik 3 saat sürüyor 14:15 Selanike hareket 16:48 Selanik Aya Dimitri Varış Gece Yunan tavernası var MOYZIKH TABEPNA -İrtibat: 2310555036) Rehber Notu: Burada Tasoss adası, Aziz Nikolai Kilisesi (Kanuni Camisi) Kavala Camisi,Kale ve Pargalı cami ve kilise(Agios Nikolaos Kilisesi/ İbrahim Paşa Cami ), Halil Bey Camii (kapalı) ziyaretleri yapılabilir. Kurabiye Alışverişi için Anastasia isimli tesisiten alışveriş yapılabilir/Ancak anastasia ya kavalaya girmeden önce gelmek daha pratiktir.yoksa aynı yol iki defa yapılır)

 İŞTE BAŞLIYORUUUZ!! KITIR KITIR KAVALA.. 

 Kavala(Güzelyurt) :Batı Trakya‘nın en önemli merkezlerinden biri olan Kavala’nın tarihi Milattan Önce 600’lü yıllara kadar dayanıyor. Taşoz’dan göçen göçmenler tarafından Neapolis (Yeni Şehir) şehir adıyla kurulan Kavala, 1387’den 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı idi. Bugün şehrin nüfusunun büyük bir kısmını Yunanlılar oluşturuyor. Özellikle 1923 yılında gerçekleşen nüfus mübadelesi sırasında Kapadokya’da yaşayan Rumlar buraya yerleştirilmiş. Bugün yaklaşık 60 binlik nüfusu ile Batı Trakya’nın en büyük merkezlerinden biri. Ayrıca en görülmeye değer cazibe merkezi de dense yanlış olmaz. Buranın Batı Trakya’daki diğer Osmanlı şehirlerinden en büyük farkı, burada çok fazla Türk nüfusu kalmamış. Zaten diğer şehirlerde görülen camileri burada göremiyorsunuz. Olanlar da ya kiliseye devşirilmiş ya da kapatılmış. Eski şehre doğru giderken karşınıza ilk olarak Aziz Nikolai Kilisesi çıkacak. Aslında burası 1530 yılında İbrahim Paşa adına Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bir cami. 


 

Ancak 1926 yılında minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülmüş ve kiliseye çevrilmiş. Önüne de resimde gördüğünüz Hıristiyan mozaikleri eklenmiş. Kavala’da gezilip görülecek tarihi yerlerin birçoğu Panagia adı verilen eski şehir çevresinde toplanmış. 

 
 Şehirde başlıca gezilecek yerler; Kavala Kalesi, Mehmet Ali Paşa Külliyesi (Şimdilerde Imaret Hotel adı altında hizmet veriyor), Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi, Hüseyin Bey Camii, Aziz Nikolai Kilisesi( Pargalı İbrahim Paşa Camii) ve Tütün Müzesidir.


 Kavala Kalesi ve Eski Şehir: Panagia:Şehirde ilk keşfedilmesi gereken yer Panagia adı verilen eski şehir. Burayı gezmeden önce rahat bir spor ayakkabı giymenizde fayda var. Zira bol yokuşlu ama görsel ziyafet çekeceğiniz bir yolculuk sizi bekliyor.

 
Panagia bölgesine giden ve şehir merkezinden kalkan bu şirin trenler, dar yokuşlu patika yolları yürümek istemeyenler ve çocuklu aileler tarafından tercih sebebi olabilir. Su Kemeri:Şehre girer girmez zaten Osmanlı döneminden kalma Su Kemeri sizi karşılıyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından şehrin su ihtiyacını karşılamak için yaptırılmış bu kemer, şehrin belki de en görkemli yapısı.Şehrin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan,Kavala'nın simgesi su kemerinin altından geçerek şehre giriş yapılıyor.

 
 Kale:Panagia’daki yolculuk tepeye çıkmakla bitmiyor. Kavalalı’nın evinden tarihi şehrin içinde kaleye doğru yolculuğa devam etmelisiniz, Derken karşınıza Halil Bey Camii çıkacak. Burası da ibadete ve kullanıma kapatılmış durumda.Bu evler de Kale’nin komşuları. Bunları da aştıktan sonra kaleye ulaşıyorsunuz. Kale ziyareti ücretli ancak çok cuzi bir ücret karşılığında Kavala’yı en tepeden görme imkanınız oluyor.Kale surlarında gezinip farklı açılardan Kavala’yı görme imkanınız oluyor Yol boyunca tüm yapılar gerçekten göz ziyafeti sunsa da bazı yapıların doğal olarak tarihsel değeri çok daha yüksek. Tepeye ulaştığınızda sizi 
Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın evi, büstü ve bir kilise karşılıyor.



Kavala’da doğmuş bir Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Paşa, şehirde büstü dikilecek kadar seviliyor. Bunun başlıca nedeni ise Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başkaldırıp kendi hanedanını kurması.Aynı İmaret’de olduğu gibi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi de Mısır’ın malı. Burada görebileceğiniz yapıları sırasıyla tanıyalım, ilk sıradaimaret gezisi olacak; kubbeli tipik bir Osmanlı yapısı olan İmaret içerisinde 2 medrese, 2 mescit ve bir imaret yani düşkünler evinin olduğu bir komplekste, Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından medrese ve aşevi olarak kullanılan İmaret Mısır Hükümeti tarafından alınmış ve şuan Kavalalı bir iş adamı tarafından işletilen oldukça lüks bir otel haline gelmiş durumdadır. Yeni Şehir Kavala’da Eski Şehri gezdikten sonra Yeni Şehir’de sahilde biraz gezip, denize bu sefer çok daha yakından bakabilirsiniz. Ayrıca gece vakti bu sahilde her yer kafelerle doluyor. Tüm Kavala sahile iniyor.

 


Kavala’da Ne Yenir? Tabiki ilk sırada enfes kavala kurabiyesi geliyor, Kavaladaki bizm tercihimiz ise Anastasianın yeri oldu,bu güzel yer Kavalaya gelmeden birkaç kilometre geride kalıyor,

 


 aşağıya değerli tur kaptanamız mesut beyle çekilmiş bir anı fotoğrafını da koymayı unutmuyoruz tabiî ki
 



 
.Kavala’da ne yenir derseniz tabiki taze deniz ürünleri derim. Yunanistan, feta denilen beyaz peyniri o kadar güzel sunuyor ki, her yemeğe eşlik eden Greek salad denilen yeşil salatanız koca bir dilim beyaz peynirle gelecek.


Kalamar kızartma, midye saganaki, deniz ürünleri ile yapılan pilavlar, kabak ve patlıcan kızartma, tatziki (cacık) benim favorilerim. İçecek tercihleri değişse de Yunanlıların resmi içeceği Ouzo(uzo) neredeyse tüm masalarda.. Ouzo’da en çok tercih edilen marka Barbayanni.. Restorantlardan bahsetmek gerekeirse ,Batis Restorant büyük bir kompleks. Üst tarafta oldukça trend bir kafe bulunuyor.

 
Deniz manzaralı bu kafede Kavala’nın gelir seviyesi yüksek gençleri takılıyor. zaten bunu kafenin otoparkına park eden otomobillerden daha kafeye girmeden anlayabiliyorsunuz. Yemek yemek için ise aşağıda sahil tarafında bulunan ayrı bir bölüme geçiyorsunuz. Denize sıfır deniz ürünlerinin tadını çıkarmak için Kavala’da eşssiz bir mekan Batis.

 
 Doğal olarak burada balık ve salata yemenizi öneriyorum. Biz aslında barbun yemeyi düşünüyorduk ancak restorandaki garsonun ısrarına dayanamayıp Pisi balığı yedik. Izgara ya da tavada isteğe göre yapabiliyorlar. Biz ızgara olarak denedik ve tercihimizden oldukça memnun kaldık.Restoranın iç dekorasyonu da oldukça sadece ama rafine.Tam bir Ege restoranıRestoranın hemen yanı ise bir beach club. Eğer başka alternatifler arayışındaydsanız işte size iki farlı restoran önerisi daha: “H Ωραiα Mυτιληnη – Orea Mitilini “ Panos Zafira ve diğeri de Orea Mitilini: Orea Mitilini’de servis, kapıda Todori’den Türkçe sıcak karşılama ile başlayıp Türkçe menü ve servis elemanı ile devam ediyor. Burada yerseniz siparişin içinde midyeli pilav, kalamar tava, hamsi tava mutlaka olsun derim.. Siparişin devamında balık mı, ahtapot mu; ouzo mu şarap mı, ona ben karışmam.. Yalnızca porsiyonların çok büyük olduğunu unutmayın ve siparişi abartmayın.. İki kişilik mükellef bir yemeğin hesabı 40€ civarında gelecektir.. Yemeğin üstüne sahilde ya da ara sokaklarda bir yürüyüş, sonra mutlaka kahve.. Biz kahveleri Notica’da içtik.. Kahvenin yanında su ve kurabiye ikramı yine standart.. KAVALA PLAJLARI yolunuz buralara düşüp de denize girmek isterseniz, Perigali, Rapsani, Kalamitsa şehir merkezinde; Batis, Tosca, Palio, Nea Peramos (Ammolofi) şehrin dışında yer almakta.. 

GÜNEŞİN DOĞDUĞU YER; SELANİK.. 

Yunanistan dağlık bir ülke, ovası az. İki büyük ovası: Teselya ve Vardar. 2012’ye kadar 67 vilayeti varmış, şimdi eyalet sistemine geçmişler, 7 eyalete bölünmüş Bu ülkede bir milyon Arnavut göçmen barınıyormuş. En çok göçmen alan da Atina’ymış. Pire ile birleşmiş artık Atina( dört Atina, bir milyon da Pire eder beş milyon) Ticaretle siyaset, din ile siyaset iç içe geçmiştir buralarda. Ülke laik değil. Parlamento ayinle açılır, ayinle kapanırmış. Ülkenin % 90 Ortodoks ( Katolikler azınlıkta) ve sonra Müslümanlar geliyor. Ortodoks kiliseleri kubbeli, Katoliklerinki çatılı ve çan kuleleri kapının üstünde olurmuş. Ortodokslarda günah çıkartma yok, af için dua etmek yeterli. Katoliklerde aracı olarak ikinci bir kişi var. Kurallar farklı. Hz. İsa döneminde ayrılık yokmuş, bizdeki gibi mezhepler sonradan çıkmış. Çatışmalar olmuş ve bu çatışmaları protesto edenlere de Protestan denilmiş, Selanik, Yunanistan’ın 1 200 000 nüfuslu ikinci büyük, Makedonya Bölgesi’nin en büyük şehri. ( Diğer bölgenin adı ise Trakya Bölgesi) Ayaküstü, düz ve rahat bir şehir. En büyük özelliği İzmir’imize çok benzemesi. Gezi boyunca Kordon, Beyaz Kule, Döner Kule, Fuar, Aya Dimitros Kilisesi, Selanik Kalesi ile Osmanlı ve Bizans eserlerini tek tek gezdik dolaştık. Eski Şehir, Yeni Şehir bölümleri, Yedi Kuleler bölgesi, depremler ve savaşlar sonrası kaleden başka kalıntı yok burada.


Bir zamanlar Türkler çokmuş şimdi yok denecek kadar azalmışlar. Çıkıyoruz ve tepeden seyrediyoruz güzel İzmir’in güzel kardeşini. Eski Selanik bölgesindeki evler, Safranbolu evlerine benziyor.
 
Tarihi yerlerden Aya Dimitros Kilisesi hoşuma gitti ( içi çok güzel kokan bir kilise bu özelliği ile tanınıyor),

 
Selanik Katedrali ve tabiki Sevgili Atatürk’ümüzün Evi.


 
 Mustafa Kemal’in doğduğu ve altı yaşına kadar yaşadığı bu ev sizi tarihte uzun bir yolculuğa çıkaracak. 
  T



Beyaz Kule  , Ege Denizi buradan başlar, diyorlar. Selanik, deniz kıyısındaki kafe ve restoranlarıyla İzmir, Kordon’a çok benziyor. 1988 yılında Selanik erken Hıristiyanlık ve Bizans anıtları ile UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girerken, aynı yıl Beyaz Kule ile Europa Nostra (Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu) koruma ödülünü almış. Bugün Yunanistan Kültür Bakanlığı’na bağlı bir müze olarak kullanılan yapı, Selanik’in en önemli tarihi eseri sayılmakta ve Selanik'in simgesi durumunda. 2008 yılından itibaren anıt müze olarak kullanılmakta olup otuz metre yüksekliğinde ve yetmiş metre çapında altı katlı bir yapıdır.


 

Kaleler, Yedi Kuleler Bölgesi. 


Romalılar-Bizanslılar-Osmanlılar. Üç medeniyet… Selanik, eskiden kale içinde bir şehirmiş. Hediyelik eşya mağazaları ve kiliseler çok, tüm gezdiğimiz yerlerde. Gelirinin büy ük bir kısmını turizmden sağlayan Yunanlılar, müşterilere pek isteksiz davranıyorlar. Bunun bizim Türk olmamızla ilişkisi yok, sanki mal satmak istemiyor çoğu, müşteriyi karşılamıyorlar bile burada adet böyle, bu davranış şeklini bizden almamışlar nedense... Yeni Selanik, doğudan batıya, kuzeyden güneye yeni projelerle yapılandırılmış. Aristoteles Üniversitesi, Yunanistan’ın en büyük üniversitesi, Roma’dan İstanbul’a giden en eski cadde, hamam cami ve kiliseler, sağda kale duvarı kalıntıları. Çimiski Caddesi, caddede uluslar arası markaların mağazaları var. Gece eğlencesi için tavsiyem olan Taverna :To Dixtu .. Selanik'e gitmişken buraları da atlamayalım, Terkenlis Pastanesi bu bölgenin en ünlüsü. Şubeleri var.Kekleri çok leziz. Birçok börekçi var.Bizim kol böreğine çok benzeyen , tatlı ve tuzlu çeşiti olan börekleri denemek gerek.

 

Ben tatlı olan böreği pek sevdim. Chatzis Patisserie(Hacı Pastanesi)'nde bizim tatlıları nasıl yapıyorlar bir test etmek gerek,aşureden tulumbaya bütün çeşitleri yapıyorlar, Galaktoboureko Buraya kadar gelmişken laz böreğine çok benzeyen galaktoboureko yemek gerek. Ben Meis'de yemiş tadına doyamamıştım.Laz böreğini bilmeyenler için birçeşit muhallebili baklava


 

•Selanik’te Gezilecek Yerler •

Selanik gezilecek yerler açısından büyük bir Avrupa kenti kadar zengin olmasa da özellikle Türkiye’den gelenler için ilginç görülecek yerler ve yapılacak şeyler sunuyor.


 •Bizans Surları: Şehrin Ano Poli (Upper Town) adlı eski bölgesindeki Osmanlı ve Rum evleriyle dolu dar sokakları aştıktan sonra varılan en kuzey kısmında yer alıyor. •Eptapyrgion Bizans Kalesi: Oldukça yüksek bir noktadaki kaleden Selanik manzarası fotoğrafları çekmek mümkün. •Atatürk Evi Müzesi: Apostolou Pavlou Caddesi 24 numarada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün 1881 yılında doğduğu ev bir müze olarak Türk turistlerin başta gelen ziyaret yeri. Hemen yanında Türk Konsolosluğu var.


 •Beyaz Kule (White Tower): Yunanca adı Lefkos Pyrgos olan sahildeki Beyaz Kule, 12. yüzyıldan kalma bir Bizans kalesinin olduğu yerde Osmanlılar tarafından 16. yüzyılda inşa edildi ve kale, garnizon ve hapishane olarak kullanıldı. Osmanlı döneminde Yunanlar tarafından Kanlı Kale olarak adlandırılan 34 metre yükseklikteki Beyaz Kule, bugün Selanik’in sembolü ve en önemli gezilecek yerleri arasında. Selanik Gece Hayatı Selanik gece hayatı epey aktif olup, Lonely Planet kentte dünyanın beşinci en iyi gece hayatı olduğunu belirtiyor. Kafeler ve barlar tüm kente yayılmış durumda. En çok tercih edilen bar ve eğlence yerleri sahil boyunca ve güney batıdaki Krini semtinde. Selanik’te barlarda bira 3-5 euro, diğer içkiler 5-9 euro, kahve 2-4 euro civarında fiyatlarla satılıyor.


 

 •Selanik gece hayatı çok çeşitli seçenekler sunuyor; dans edilen dev gece kulüpleri, jazz ve rock barlar, geleneksel Yunan müziği ve dansları için Bouzoukia adlı buzuki çalınan mekanlar. Vilka semtindeki Mamounia ile Pyli Axiou, şehrin en büyük eğlence yerleri.
 

Yazları tüm gün ve gece çalışan kumsal barları var. Selanik gece yaşamının en ünlü bölgesi Ladadika semtinde birçok taverna ve restoran, limana yakın ünlü gece kulüpleri ve barlar bulunuyor. Kamara semtindeki kafe ve barlar daha ucuz, öğrencilerin tercih ettiği bir eğlence bölgesi.

• Selanik’te en çok gece hayatı ve eğlence yeri, restoran, bar ve kafe bulunan semtler


 

 • Aristotelous Meydanı çevresi
• Proxenou Koromila Caddesi
 • Iktinou yaya caddeleri bölgesi
• Aretsou, Karabournaki, Valaoritou ve Syggrou semtleri
 • Selanik Sanat ve Tasarım Turu

 Yukarda listesini verdiğim gezi noktaları seyahatinize bambaşka bir tat katacak.Özellikle akşam saatlerinde canlanan Aristotelous Meydanı çevresi eğlenmek ve alışveriş yapmak için en uygun noktalardan birisi.Tabi gecenize mutlaka bir taverna faslı koymayı ihmal etmeyin diyerek yazımı burada sonlandırıyorum.Bugünlük Kavala-Selanik Gezisi için söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.Bir sonraki yazımız Mekadonya Gezisi hakkında olucak, lütfen beni takip ediniz:)

Yazar hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız


23 Ocak 2017 Pazartesi

Bilemedik: Belemedik

Çukurova' da sonbahardan kalma rüya gibi ve dolu dolu günübirlik bir tur rotası daha!!! Almanların ayak izlerini takip ederek, heyecan verici bir gün yaşamak mümkün bu coğrafyada. İlk olarak Adana'nın Karaisalı ilçesindeki Varda Köprüsü görenleri kesinlikle büyülüyor. Keskin bir kanyon üzerinde, çelik kafes taş örme tekniği ile inşa edilmiş. Berlin - Bağdat arasındaki doğal ve kültürel kaynakların transferi amacıyla yapılan bir çeşit Alman Politikasının eseri iken; diğer yandan Hicaz yolunu tamamlayan en önemli noktalardan birisidir. Alman Köprüsü olarak bilen bu yapı, Fairyfall filminde bu köprünün kullanılması sebebiyle de son zamanlarda James Bond köprüsü olarak da anılıyor. Bu efsane köprüyü hafızalarımıza kazıdıktan sonra kayalardan oyulmuş tünellerden geçerek son bir kez daha bakabilirsiniz bu muhteşem esere.
Foto 1:Murat UÇAROL/ Varda Köprüsü: Devamında; Mersin’ in Tarsus ilçesine bağlı bir köy konumunda olan, insanların sırf bir fotoğraf çekilebilmek uğruna akın ettiği Gülek Kalesi, nefeslerin kesilmesine sebep oluyor. Ben henüz orada artistik pozlar verecek kadar yürek yemedim ancak sırtım uçuruma dönük poz verebiliyorum fotoğrafta olduğu gibi. Oysa bende oradan, tarihe tanıklık etmiş, Müslüman akıncıların Bizans topraklarına geçmek için kullandığı, Doğu Akdeniz’i İç Anadolu'ya, Ege' ye ve Marmara' ya bağlayan çok özel tek geçit noktası olan Gülek Boğazını seyretmek isterdim. Gülek Kalesi'nin, Gülek Boğazı'nın tarih için önem arz etmesinin yanında; bunlara ismini veren Gülek Köyü de oldukça mühim.
Foto2: Murat UÇAROL/Gülek Kalesi: Son olarak; gelelim bu ayki yazı başlığımız olan Adana’nın Pozantı ilçesine bağlı Belemedik' e! Burayı en sona sakladım çünkü bu rotanın bana göre en can alıcı noktası burası. Çünkü bu bölgedeki hem Varda Köprüsü inşası, Hacıkırı'ndan Belemedik' e, Pozantı' ya kadar uzanan tren hattı, istasyonlar ve kayalardan oyularak yapılan 14,4 km de 37 tünelin inşası için kullanılan şantiye Belemedik' te bulunmaktaydı. Ve son Alman kayıtlara göre; 1918 yılında Alman, Avustralyalı mühendis ve işçilerin ve onları sık sık ziyaret eden ailelerin ve az sayıdaki Türklerin yaşadığı Belemedik' te nüfusun 35000 olduğu tespit edilmiş. Dolayısıyla buraya Hastane, Alman okulu, Alman Kilisesi, sinema, cami, su hattı ve şehrin 1 km dışında genelev inşa edilmiş. Ayrıca, Belemedik' in başka bir önemi ise; Osmanlı İmparatorluğunun, enerji santrali ile sağlanan, 24 saat elektriği olan tek şehri olmasıdır. Birinci Dünya Savaşının kaybedilmesi üzerine, Almanlar 1918 de bölgeyi terk eder ve savaşın sonuçları ile Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, bir avuç Gülekli kahraman köylüden oluşan Kuva- i Milliyeciler tarafından 20 Mayıs 1920 de Fransızlar esir edildi. O dönemde yöre halkının "Alaman Şehri" dedikleri Belemedik' te hala izlerini taşıyor olması Türkiye'nin her yerinden ve bazen de yurtdışından turistlerin akınına uğramasına sebep oluyor. Özellikle sonbahar aylarında muhteşem bir atmosferle tarihi yaşayabilirsiniz.
Foto3: Nesrin AKYÜZ/Belemedik: Merak edenler olabilir yazımın başlığı neden Bilemedik: Belemedik diye. Ya da şehrin adı neden Belemedik. Eskiden adı Karapınar olan bu şehirdeki tünel inşalarından bahsetmiştim. Bir tünel inşası iki uçtan başlayıp ortada buluşulması koşuluyla yapılıyor fakat denk getiremediklerinde Türk işçi ve mühendisler bilemedik, bilemedik diye yakınırken, Almanların yanlış telaffuzuyla şehrin adı Belemedik olarak kalıyor.
Foto4: Nesrin AKYÜZ/Belemedik: Aslında bu tur rotasıyla ilgili çok güzel projelerim var fakat hayata geçirmek için büyüklere ihtiyaç var. Adana - Varda - Belemedik arasında çalışacak ya da sadece Varda- Belemedik arasında çalışan turizm tren seferi yapılsa ne kadar güzel olmaz mıydı? Bölgeye gelen insanlar hem bu harika rotayı daha güzel yaşamış olur hem de unutulmayacak bir anısı olur. Belki bir yerlerde bunu hayata geçirmek isteyen birileri çıkar bu yazımı okuduktan sonra. Neden olmasın? Güzel ülkemin güzel Çukurova Bölgesini keşfetmek için acele edin! Gülcan Akdoğan Profesyonel Turist Rehberi ggulcan80@gmail.com

4 Aralık 2016 Pazar

Canların Raksı








     Eski Mayalar Selamlaşırken “Lak’ech ala k’in” Diyorlardı.

            Yani “Ben, Senim” Demek!

   Mevlana ise Buna Kestirmeden  Biz Diyor

              Sanırım Bu Daha Sevimli...

Çatalhöyük İnsanı Atalarıyla Birlikte Olmak İçin

 Mezarlarını Yaşadıkları Eve Gömerlerdi.

Birlikte Olabilmenin Birçok Yolu Var ; Ama En Zoru Aşık Olmak...




Yunus da böyleydi Tapduk’dan destur alıp  dergahı bırakırken bir türlü ilerleyemediğini düşünüyordu.



         İnsan, Egosunu Tamamen Dizginleyince Bilgelik Yoluna Girmiş Oluyor. 


        Eskiler Böyle Düşünürdü. Bir Hiç Olduğunu Fark Ettiğinde! 

Bütün Bilgilere Sahip Olmak, Bilgeleşmek, Bize Ne Kadar da Tuhaf Geliyor değil mi? 
Zaire’nin Tanganika bölgesinde  yaşayan Tabva insanı da böyle düşünür, 
Çıplak sırtlarına V şeklinde çizilen iyinin ve kötünün haritasıyla yaşarlar,  
                      Ve sadece birini seçerler...

Ben her şeyim dediğinde ise aşkı tanımış oluyorsun, yine eskilere göre. Tüm varlıkların toplamısın. Kuşlar, böcekler, yapraklar, rüzgâr, tüm doğa. Böylesi sanki daha anlaşılır.

  Pir Yolu &Vuslat Kapısı!!

Derler ki Hacı Bektaş da  bir Güvercin Kılığında Uçup  Gitmiş Sulucakarahöyük Diyarına
Peşi Sıra Horosan erleri Yürümüş Kimi  Ona Hünkar demiş, kimi Efendi,

Ben ise  Zebun bir  Gönülle Çıktım Pirler Yoluna! Dediler ki Kendini Kaybetmişsin  Oraya Git, Gül Budamaya,. Çünkü  Orası İçin “  Aşıkların Kabesidir, Eksik Gelen Tam Çıkar..” derler..


Aylardan Rebül Evveldi…Pir Evinin Sırça Tokmaklarını mahcup ve utangaç vuruyorum.

Kapıyı Envar’ul Aşıkın açıyor ,Bir Elinde Ağu Diğerinde Od kasesi!

Bana Hamuşan Kapıdan Gir , Suskunlar Diyarıdır  Seni Pir Kapıya  Tez Ulaştırır, Dedi



Pir Kapısının önü  ekmek kırıntılarını kapışan serçeler gibi cıvıl cıvıl insan dolu! O esnada arkamdan güvenlik beni çeviriyor, kimlik lütfen diyor.Aksilik işte bir türlü bulamıyorum, aralarında konuşuyorlar ,sonra beni aradıktan sonra buyurun beyefendi diyorlar, hayretler içinde Pir kapıya doğru yürüyorum. Buraya Küstehan Kapısı da derler, dervişlikleri kabul görmeyenler bu kapıdan terk ederlermiş dergahı.Varınca  boynum bükülüyor, derin bir mahcubiyet sarıyor  içimi..Yavaş yavaş ilerliyorum huzura.Hemen karşımda Gül suyu ve Demir Hindi şerbeti ikram ediyorlar Dervişan  Kapısı önünde,Allah kabul etsin diyorum aç karnına demeyip dikiyorum şerbeti bir dikişte.Daha önceden de içmiştim fakat bu seferki acı geldi, sanırım tarçını çok koymuşlar.İçinde zencefil havlucan ve karanfil tadı alıyorum.



Başımı döndürüyor bian şadırvanın yanına geçip oturuyorum.Bir süre sonra etrafa bir göz atıyorum, çevredeki kalabalık sanki azalmış ve  tören için mevlevi kıyafeti giymiş birkaç kişi geziniyor etrafta.Baygın halimi görünce bir yanıma geliyor,  yorgunluktandır diyor.Buyurun  diyor vekaretle.Sanırım müze görevlisi  diye düşünüp peşine takılıyorum sessizce.Pardon isim neydi diye soruyorum , bana  Naim derler, girişte kimliğini kaybeden siz miydiniz diye soruyor, sonrada cevabımı beklemeden ,biraz acemiyim kelamda kusur edersek ..deyip içeri giriyoruz. İçimden ona rehberim kendim de gezebilirim demek geliyor ama edeple susuyorum.



Zira  bu vakur halet  sizi konuşturmaz yalnızca dinlemeyi öğrenirsiniz burda.Çünkü yalnızca anlatmayı bilenlerin çok şey öğrenebileceği bir yer burası.Gözleriniz kapalıyken yalnızca kafanızın içini görmeyi deneyin  ;çünkü aklından geçenleri dize getiren ,gönlüyle düşünmeyi de başarabilirler; çünkü yüreğiniz  kafanızın için henüz dar sayılır.Bir değil onsekiz kapıdan geçseniz bile!



Mevlana'nın Mesnevi'si on sekiz beyitle başlar. Mevlevi dervişi olmak için tekkede on sekiz gün hizmet edilirdi. Sonra on sekiz mumlu hücrede on sekiz gün daha çile çekilirdi. Mahabarata on sekiz kitaptır. Besmele on sekiz harf. Kuzey mitoslarının birinci Tanrısı Odin, on sekiz şey biliyordu.Ve aşkın bedende filizlendiği en güzel yaş ,onsekiz hümetine!  İşte başlıyoruz!




                       
                                            "Vakt-i şerif hayrola!  Kulûb-ı âşıkân küşâd ola!!…


"Derviştik zordur. Çileyi Kırmak ise hiç iyi değildir. Dervişlik ateşten gömlek, demirden leblebidir. Aç kalmak, haksız yere söz işitmek vardır. Kısacası Dervişlik Ölmeden önce ölmektir. Bunlara tahammül edebileceksen çileye soyun, yoksa yol yakınken çekip git. İkrardan dönenin mahşer günü yüzü kara olur"  diyorlardı dervişlik için dergah kapısına gelenlere. Buna rağmen Nev-niyâz üç günün sonunda 1001 gün çileye soyunmak istediğini beyan ederse, yani ikrar verirse, Nev-niyâz'a Can denilir ve 1001 gün sürecek çile  böylece başlardı diye anlatıyor Naim, sonrada dergahtaki günlük hayat hakkında epeyce konuşuyoruz.

Canların Vuslatı

Naim bana içeriyi gezdiriyor.Bildiklerimden ve bana anlatılanlardan aklımda kaldığı kadarıyla Dergahtaki içtimai yaşantı şöyle oluyor:


Dergaha girmenin ilk şartı  bahsettiğimiz kurallara uymak.Madem ki şartları kabul edip dergaha alınız o halde sıradaki aşama olan çile çıkarmayı bilmemiz gerekiyor.Tarikate girmek isteyenler "Çile" yi âsitânede çıkarırlardı. Farsça'dan dilimize geçen "Âsitân" kelimesi, " Padişahların dergahı; Nebilerin, velilerin kabirleri; gibi anlamlara geliyor. Ayrıca tarikat liderinin kabrinin bulunduğu yapı.Bu sebeble Âsitâneye "Huzur-u Pir" , "Pir Evi" de denilmiş.

Dergâh" ise Farsça "Kapı, kapı mahalli, eşik, tekke, toplanılacak yer," gibi anlam geliyor. Daha geniş anlamlara ve mahiyete sahip.Asitane dergahta bulunur ve içeriğinde bir çok manevi unsur bandırır.Naim bana dergahın 7 kapısı olduğunu söylüyor.




 Her daim Kur’an okunan tilavet kapısından girildiğinde Huzur-u Pir (Mevlananın makamı)’e gidildiğini,  ve çerağ kapıdan çıkıldığını söylüyor.Burada Horosan Erleri, Kibâbü'l-Aktâb (Üç büyük Mevlevi )  makamı,Gümüş eşik , mescid ve  Sema'hâne görüyoruz.Çıkışta ise  Matbah-ı Şerif , Meydân-ı Şerif Odası, Derviş Hücreleri , Türbeler, Niyaz Penceresi , Hamüşan ,Neyzenler Mezarlığı , Şeb-i Arus Havuzu , Şadırvan ,Selsebili sırasıyla görüyoruz.
Mevlevi Mezar Taşları ve türbeleri ziyaret ediyoruz. Âsitânedeki Dört avluyu dolaşıyoruz. Birincisi 'Hadîkatu'l Ervah' (Ruhlar Bahçesi) İkincisi 'Hâmuşân; diğerleri ise   Kuzey ve Doğu Avlular diyor  Naim ve devam ediyor,

Dergahın çevresinde hücrelerce gelince bu hücreler 1001 gün çilesini tamamlayan dedelere verilirmiş ve kendilerine "Hücre nişin" ve "Dede" denilirmiş. Bunlar çileyi aşka dönüştüren gönül erbaplarıymış diyor Naim  huşu içinde. Ama en çok Şeb-i Arusu merak ediyorum.Elimdeki kent rehberinden okuduğum kadarıyla, Şeb-i Arus;
                                           

Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü “Hakk’a vuslat”, “Düğün günü”müş.Çünkü  Mevlânâ ölümünü “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs; Mevlânâ’nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça “gece” demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet ediyor.

Vuslat, Od , Ağu ve Çile…






Biraz önce Dergaha kabulun ön şartı olan çileden bahsetmiştik.Şimdi ise  gel gelelim çile çekmekten muradın ne olduğuna; Naim çileyi şöyle tanımlıyor:

Çile çekmek nefis terbiyesinin önemli şartlarından biri ;fakat çileyle birlikte eğitilen nefsin kıvama geldiğini en iyi raksederek görebilirsiniz, tıpkı pervanenin ateşin etrafındaki dönüşü gibi.Bu dönüşün kendine has bir adab-ı muaşeratı bulunurdu.Bu adabın en rakkase yansıması Sema yapmaktı.Naimden dayanamayıp birazda sema hakkında bilgi istiyorum.  Tebessüm ederek hay hay diyor.


Semâ’, lügatte işitmek anlamına geliyormuş Terim olarak, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmek kastediliyor. Sema’, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifâde ediyormuş. Tabi Sema’nın öncesinde sıkı bir eğitimden geçmek şartmış.Naim diyor ki  diyor ki; Öncelikle Semâ talimine yeni başlayan Can, çıplak ayakla "Semâ talim çivisi"nin veya "Semâ meşk tahtası"nın yanına gelir, baş keser, sonra sol dizini yere koyar, sağ dizini bükerek çökerdi. Çivi ile görüştükten (çiviyi öptükten) sonra, bir miktar tuzu, parmaklarının arasını pişirsin ve yara olmasını önlesin diye, destur çekerek çivinin bulunduğu yere dökerdi. Sonra ayağa kalkar, sol ayağının baş parmağı ile, yanındaki parmağının arasına talim çivisini yerleştirirdi. Dökülen tuz, sol ayağının dönüş sırasında rahat kakmasını da sağlamış olurdu.Semâzenin sol ayağına "direk", sağ ayağına ise "çark' denilirdi. Direk denilen sol ayak yerinden hiç kaldırılmaz ve diz hiç bükülmezdi. Çark direğin etrafında , çivi merkez olmak üzere, sağ ayağını, sol dizinin hizasına kadar kaldırdıktan sonra, sol ayağı merkezde kalmak üzere, vücudunu 360 derece döndürür ve sağ ayağını yine kaldırdığı aynı yere gelmek üzere yere basardı. Böylece vücut, kendi ekseni etrafında bir tur atmış olurdu ki buna, "Çark atmak" denilirdi. Bu hareket 180 derecelik dönüşlerle de yapılırdı ki, buna "Yarım Çark" denilirdi. Semaya başlayanlara önce yarım çark atmak öğretilir, sonra tam çark atmaya geçilirdi. Bu alıştırma, semâzenler çivisiz devir yapmayı öğreninceye kadar devam ederdi. Direği, yerde sürümeden sabit tutarak çark atmaya, "direk tutma" denilirdi.



Artık eğitim hakkında bilgi aldığımıza göre şimdi de Sema’nın icra edildiği törenden de biraz  bahsetmekte yarar var.
Sema’ Töreni, “Nâ’t-ı Şerîf’le başlarmış. Nâ’t-ı Şerîf kâinatın yaratılmasına vesîle olan, yaratılmışların en yücesi Hz.Muhammed’i öven, Hz.Mevlânâ’nın bir şiiriymiş.
Na’t’i, kudüm darbları izler. Bu Yüce Yaratıcı’nın kâinata “ol” emridir. İslâm inanışına göre Allah, insanın önce cansız bedenini yaratmış, sonra ona kendi ruhundan üfleyerek diriltmiştir.
Na’’t’den sonra yapılan ney taksimi işte bu ilâhî nefesi temsîl eder.
Semazen üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak, hakikate doğar kollarını bağlayarak bir rakkamını temsil edermiş Böylece Allah’ın birliğine şehadet edermiş.
Semâzenler tek tek şeyh efendinin elini öperek izin alır ve sema’a başlarlarmış.
Sema’, her birine “selâm” adı verilen dört bölümden oluşur ve semâzenbaşı tarafından idâre edilir. Semâzenbaşı, semâzenlerin dönüşlerini kontrol ederek intizâmı temin edermiş.


5 Selam& 7 Kapı

I.Selâm, insanın kendi kulluğunu idrâk etmesi

II.Selâm, Allah’ın büyüklüğü ve kudreti karşısında hayranlık duymayı ifâde edişi
III.Selâm bu hayranlık duygusunun aşka dönüşmesi
IV.Selâm ise insanın yaratılıştaki vazîfesine yani kulluğa dönüşü gibi anlamlara geliyormuş.. Çünkü İslâm’ da en yüce makam, kulluktur.
 IV.Selâm’ın başlaması ile “postnişîn” yani şeyh efendi de hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan sema’ a girer. Postundan sema’ meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek postuna gider. Buna “Post Semâ’ı” denir.En sonunda da  Kur’an-ı Kerîm’den bir bölüm yani “Aşr-ı Şerîf” okunur. Son dualar, Allah’ın adı olan “Hû” nidâları ile son selamlaşmalarla Semâ’ Töreni sona erer..Ancak sema burada bahsettiğimiz kadar kolay bir hüner değil.Sema ya katılacak  canlar önce sıkı bir eğitimden geçirilirmiş.




Semanın içinde   zikire dair bazı detaylar olsa bile zikir aslında başlı başına geniş bir konu, bu konunun inceliklerini  de yine  Naimden dinleyelim.
Zikir, Allah'ın isminin veya isimlerinden birkaçının tekrarlanması demek. Sabah namazlarından sonra, ihya geceleri denilen pazar ve perşembe geceleri ile, kandillerde yatsı namazından sonra yapılır. Zikirler eğer zikir tesbihleri ile yapılırsa "Halkaya girmek" denilirmiş.


Zikir yapılacağı zamanlarda Şeyh mihrabın önüne serilen kırmızı postun üzerine sırtı mihraba, yüzü cemaata dönük olarak otururdu. Dervişler ise daire şeklinde (Halka halinde) yere diz çökerek otururlardı. Oturma işlemi bitince, bir derviş zikir tesbihini getirir, imamesini öperek Şeyh'e verir, sonra da diğer tesbih tanelerini halka halinde yere sererdi. Dervişler kendi önlerinde olan tesbih tanesini öperek ellerine alırlardı.

Zikir Tesbihi daha çok abanoz, ceviz veya ıhlamur ağacından yapılırdı. Teşbihlerin taneleri iri, adedi ise 1001 olurdu. Tesbihin imamesi ve durakları "Mevlevi Sikkesi" şeklinde yapılırdı.

Zikir Şeyh'in Besmele çektikten sonra, yüksek sesle "Allah" demesiyle başlardı. Dervişler her Allah dedikten sonra, ellerindeki tesbih tanesini sağa doğru yürüterek, kendi sağında oturan dervişe devrederdi

Mukaddes Kitapta kalplerin ancak Allahı anmakla tatmin olacağından bahsediyor.Zaten Yaşamın eksik bıraktıkları değil midir bize düş gördüren? Bunalımlı  insanları alışveriş mağzalarında daha sık görürüz kadınların alışverişi bırakamama nedeni de sanırım bu olsa gerek , kalplerini gerçek bir yaşam kaynağıyla doldurmadıkları müddetçe, ihtiyaçlarının parlak vitrinlerde satıldığını düşünmeye devam edecekler..nedeni kendilerine karşı yabancı olmalarından kaynaklanır.Çağımızdaki yüzeysel insanların kronik hastalığıdır tekdüzelik, derinde ve yükseklikten korkma olarak başlar ve kapalı mekan fobisine kadar izimizi sürer!
   
  
                
Dergahta Sıradan Bir Gün:

Dergahta Mevlevi dervişlerinin sosyal yaşam alanı olarak genelde Meydan-ı Şerif kullanılıyormuş.Günlük ödevler yerine getirilip de nefis söz dinlemeye başlayınca  bu sefer kısa bir mola için Meydan-ı Şerif tercih edilirmiş.

Mesela , Meydân-ı Şerife girenler yerlerine yerleşince, dışarı meydancısı, üstünde bir lokmalık ekmek parçalarının olduğu bir tepsi ile içeriye girerlermiş. Tepsideki ekmek parçalarını önce tarikatçı başına, sonra sağ tarafta oturanlara, daha sonra ise sol tarafta oturanlara yere diz çökerek sunarmış. Sunulan bu kuru ekmek parçalarına "çörek" denilir ve  çörek istemeyen dedeler şahadet parmağı ile tepsiye dokunup, parmağını biraz öne eğerek öpermiş. Dışarı meydancı "çörek" denilen bu ekmek parçalarından alanlara, Meydân-ı Şerifin hemen girişinde bulunan kahve ocağından sade kahve getirirmiş.


Meydân-ı Şerifte çörekler yenilir, kahveler içilir, idari meseleler görüşülürdü. Suçlu olanlara verilecek cezalar ile, yükseleceklere verilecek makam ve mevkiler burada tebliğ edilirdi. Mevlânâ'nın ölüm yıldönümlerinde havanın iyi olmadığı zamanlarda ise, "Şeb-i Arüs" töreni burada yapılırmış.


Çörekler yenilip, kahveler içildikten ve fincanlar toplandıktan sonra kalplerini boşaltırlar, ellerinin parmakları biraz açık halde, bellerine dayarlar, gözlerini yumarlar ve "Murakebe"ye dalarlardı. Bir müddet sonra tarikatçı Eüzü Besmeleyle Nasr Sûresini  okur, "Fatiha" der
Fatiha okunduktan sona şu gülbânk çekilirdi;

"Vakt-i şerif hayrola, hayırlar fethola, şerler defola, kulûb-ı âşıkân küşâd ola, demler safâlar ziyâde ola, sahibü'l hayratın rûh-ı revânları şâd ü handan ola, dem-i Hazret-i Mevtana sırr-ı Şems-i Tebrizî, Kerem-i İmâm-i Ali Hû diyelim"

Gülbânktan sonra uzatılarak "hûûû" denir, hep beraber yer öpülerek kalkılırdı, önce tarikatçı başı kapıya kadar gelir, Meydân-ı Şerife dönerek baş keserdi (selam verirdi). Meydân-ı Şerîf odasında bulunanlarda, onunla birlikte baş keserlerdi. Sonra tek tek odadan, odaya arkalarını dönmeden çıkarlardı.

Meydan-ı Şerif üstlendiği özel konumu gereği olarak nasıl önemli bir rol oynuyorsa , Dergah mutfağı da canların eğitiminde o denli önemli bir özelliğe sahipti.     


Canlar Odası & Ateş-baz Veli 




Dergahta iki tane mutfak vardı. Biri eski mutfak olup, kuzeydeki bahçede, Çelebi dairesinin yanındadır. İkincisi ise batıdaki avlunun güney batı köşesindedir. Meydân-ı Şerif ile birkaç odacığa bitişiktir. Bodrumunda kiler bulunan bu önemli yapı, tam teşekküllüdür. "Ocakbaşı", yemek yenen "Somatlık" gibi, hizmetlilerin kaldığı "Canlar Odası" da buradadır.


"Mutfak" hem aşın hem de tarikata girmek isteyen adayın kontrol edilip, ruhen pişirildiği gözde mekândır. Mübârek tutulur. Adayın kendisini denemek için belli bir süre kaldığı postun bulunduğu seki de mutfağın önemli müştemilatındandır. Mutfağın en yetkili yöneticisi, son derecede önemli makama sahip bulunan "Ateş-baz Velî" ünvanıyla anılan şahıstır. Adayın kontrollerle liyakat derecesini o tayin ederek, kalıp kalmayacağını o teklif eder idi. Onayı alana hücrede yer gösterilirdi. Dervişliğe kabul edilen kişiye "Sema" talimleri de Somatlık'daki  bu özel yerde yaptırılırdı.


     




Dergahın manevi havasından aldığım lezzet fevkalade! Ziyarete doyamıyorum, hele mutfak kısmını da gezdikten sonra  açlıktan olsa gerek başım iyice dönmeye başlıyor, kendime gelmem için Naim beni şadırvana götürüyor, yüzüme biraz su çarpıp kendime geleyim diyorum, sonrada tansiyonum düşsün diye gözlerimi biraz kapatıyorum.İçimden Naime ayıp olmuyodur inşallah diye geçiriyorum ama feci uyku  bastırıyor bu seferde , göz kapaklarım ağırlaşıyor.

Ama dışarıdaki sesleri duyuyorum hayel meyal!Soruyorlar ;Sen ne içtin diye?



Ansızın  dilim çözülüyor ve  sayıklarcasına  şöyle cevap veriyorum;

Düşüp bayılmışım ! göksel bir deniz içinde,
Yıldızları mahi bilmişim; hikmet kadehinden içince!
Sorarım şu  çerağcıya  uyanır mıyım  
 sarhoşluğum geçince?

 Yıldızlar ki burnumun dibinden,
                  Mahiler kalbimin içinden,
                            Cehennemsi sesler 
Esfelüs ‘Safilinden,
                  Melekler hakkın rahmetinden,
              Münkerden ve de Nekirden,
                        Erilden ve dişiden..







Bir müddet sonra omzuma dokunan bir el ile irkiliyorum.Beyfendi kapatıyoruz diyor, gözümü açtığımda kendimi şadırvanın yanında uyuşmuş bir halde buldum, akşam olmuştu.Gözlerim biara naimi aradı ama herkes gitmişti.Çıkarken güvenlik bana Cengiz bey siz misiniz diye sordu.Evet deyince şadırvanda kimliğinizi bulduk , buyurun dedi.Hala gözüm uykulu, vücudum soğuktan uyuşmuş.teşekkür edip ayrılıyorum dergahtan.kulağımda terennüm ve deli delişmen nağmeler Şemsi görmeye gidiyorum ayaklarımı sürüyerek.Gönlüm ilham ile dolup vecde geliyor.Makama yaklaşırken  dolup taşıyor gönlüm .İçimden gelen naçizane duygularımı şöyle terennüm ediyorum:


 Bari sen Söyle  Pir‘im! nedir bu iksirin envarı?

Dediler ki bu Cam-ı Nistidir.

Kadehi  ise can gibi haki ve de  diridir,
Hergiz kim ola ,

  Düşüre bu kulluk kadehini  elinden,

Cam-ı Nisti kadehinde kor gibi eriyecektir,
Hergiz düşüre teslimiyet  kadehini elinden,
İblise uşak olur, asılıp da belinden,


Hergiz kim ola düşüre şükür kadehini elinden,
Mütmain olmaz sefih gönlü, 
             Abraş Dilinden,
Ve de nasibi olmaz Aynel Yakinden,
Ve de kim düşüre çalışmak kadehini elinden,
Ölesiye muzdarip olur 
                   El Açıp Kederinden,
Ve de kim düşüre Umut Kadehini Elinden,
Yeisle bühtan olur can-u derinden ..
                                                                      Devam edecek…..

                                              Yazar hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız




Bumerang - Yazarkafe

Mavi Yeşil Karadeniz Turu